Ahmet Han III
Osmanlı
padişahlarının yirmi üçüncüsü, İslam halifelerinin seksen sekizincisi. Sultan
dördüncü Mehmed Hanın oğlu olup, 31 Aralık 1673’te Rabia Gülnuş Emetullah
Sultandan doğdu. Şehzadeliğini önce Topkapı, daha sonra da Edirne saraylarında
geçiren Ahmet Han, iyi bir tahsil gördü. İlk dersini Sultani Mehmet Efendiden
aldı. Seyyid Feyzullah Efendiden uzun yıllar ders gördü. Devrin büyük hat
üstadı hattat Osman’dan yazı meşk etti. Ağabeyi Sultan İkinci Mustafa Han’ın
çıkan cebeci isyanında tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703’te Osmanlı
padişahı oldu.
Biat
merasiminden sonra, İstanbul’a gelen Sultan Üçüncü Ahmet, Edirne vakasında
isyanı çıkaran elebaşıları büyük bir ustalıkla birbirine düşürerek ortadan
kaldırdı. Baltacı Mehmed Paşa'yı sadarete getirdi. Devletin iç işlerini
düzeltmek için çalışmalar yaptı. Karlofça Antlaşması yeni imzalandığı için,
devlet barış içinde idi. Ancak bu sırada İsveç kralı on ikinci Şarl, Poltova’da
Ruslarla yaptığı bir savaşı kaybederek, Osmanlı Devletine sığındı. Kralı takip
eden Rus ordusu Osmanlı topraklarına girdi ve tahribatta bulundu. Bu durum
üzerine Osmanlı Devleti, Rusya’ya harp ilan etti. Nitekim Sadrazam Baltacı
Mehmed Paşanın kumandası altındaki Osmanlı ordusu 9 Nisan 1711’de Rusya
seferine çıktı.
Baltacı
Mehmet Paşa, Rus Çarını Prut üzerinde Palcı mevkiinde kıstırarak, etrafını
çevirdi. Esas niyeti Rus ordusunu umumi bir taarruzla yok etmekti. Fakat
yeniçerilerin isteksizliği yüzünden ciddi bir taarruz yapamadı. Rus çarı,
sadrazama bir heyet göndererek, her şartı kabul edeceklerini bildirdi. İki
taraf arasında antlaşma yapıldı. Rusya, Antlaşmaya göre, Lehistan ve Ukrayna
işlerine karışmayacak, elinde tuttuğu Azak kalesini de Türklere bırakacaktı.
Baltacı Mehmet Paşa'nın Rus ordusunu çevirmişken imha edememesi ve antlaşma
şartlarının tatmin edici olmaması devlet adamlarını sadrazamın aleyhine
çevirdi. Bunun üzerine Padişah Edirne’ye dönen Baltacı Mehmed Paşayı, görevden
alarak, yerine Damad Ali Paşayı getirdi.
Diğer
taraftan Ruslar Antlaşmanın şartlarına uymak istemediler. Buna çok kızan Sultan
Üçüncü Ahmet Han, yeni sadrazam Damad Ali Paşa kumandasında bir orduyu Rusya
üzerine gönderdi. Kendisi de Edirne’ye kadar ordunun başında gitti. Bu durum
karşısında Ruslar antlaşma şartlarına uymak mecburiyetinde kaldılar.
Venediklilerin
1714’te Karadağlıları isyana teşvik etmesi üzerine Sultan Üçüncü Ahmet Han,
Mora üzerine bir sefer açtı. Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Karlofça
antlaşmasıyla Venediklilere verilen bütün kaleleri geri aldı. Ancak, Alman
İmparatorluğu, Karlofça Antlaşmasına kefil olduklarını, yani Venedik’ten alınan
yerler iade edilmedikçe barışı tanımayacağını bildirdi. Bunun üzerine Osmanlı
Devleti Alman-Avustarya İmparatorluğuna harp ilan etti. İki ordu arasında
Petervaradin’de yapılan savaşta Damad Ali Paşa şehid düşünce, ordunun
maneviyatı bozuldu ve bozgun başladı. Bu durumdan faydalanan Avusturya ordusu
kumandanı önce Tameşvar’ı daha sonra da Belgrad’ı zaptetti. Petervaradin
mağlubiyeti üzerine Avusturya ile 1718’de Pasarofça Antlaşması imzalandı.
Antlaşmaya göre Belgrad ve Semendire Avusturya’da kalmak üzere Sava Nehri sınır
kabul edildi.
Pasarofça
Antlaşmasından sonra Damat İbrahim Paşanın sadarete getirilmesi ile Osmanlı
Devletinde 1730 yılına kadar süren yeni bir devir başladı. “Lale Devri” adı
verilen bu dönemde, Sultan Ahmet Han ülke içinde huzuru sağlamak, orduyu
kuvvetlendirmek, devleti maddi ve manevi en yüksek seviyeye çıkarmak için
çalıştı. İstanbul’da ilk matbaa kuruldu. Yalova’da kağıt, İstanbul’da Tekfur
Sarayında bir çini fabrikası açıldı. İstanbul’a davet edilen ve uzun seneler
İstanbul’da kalarak orada vefat eden Comte de Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa),
humbaracı ocağını ıslah etti. İstanbul’un su ihtiyacını temin için bir de bend
yaptırıp derya-yı sim adını verdi (Bkz. Lale Devri).
Osmanlı
Devletinde sulh ve huzur devam ederken, İran-Safevi Devleti son günlerini
yaşıyordu. İran’a bağlı olan Dağıstan 1722’de Türk himayesine girmek istedi ve
bu isteği kabul edildi. Kafkasya’yı tehdit eden Rusya’ya mani olmak isteyen Sultan
Ahmet Han, hudut valilerine ferman göndererek hazırlıklı olmalarını istedi. Bu
sırada İran cephesindeki ordu, 1723 yılında harekete geçerek Gürcistan, Güney
Azerbaycan, Luristan, Erdelan, Kirmanşah ve Hemedan’ı ele geçirdi. 1725’de
Osmanlı askeri Tebriz’e girdi. Gence, Revan ve Nahcivan alındı. 1727’de İran
Şahı imzalanan bir antlaşma ile Osmanlı Devletinin bütün fetihlerini tanıdı.
1730
senesinde Nadir Şah İran hakimiyetini ele geçirerek, İran birliğini tekrar
kurdu. Osmanlı Devletinin elinde bulunan önemli bazı eyaletleri geri aldı. Bu
durum Damat İbrahim Paşanın düşmanlarını harekete geçirdi. Bazı devlet
adamları, Padişah ve Damat İbrahim Paşanın İran üzerine sefere çıkmak üzere
Üsküdar’a geçtikleri sırada yeniçerileri ayaklandırarak büyük bir isyan
başlattılar. Asiler, Padişahtan ileri gelen devlet adamlarının bazısının
idamını istediler. Listenin başında Damat İbrahim Paşa da vardı. Sultan Üçüncü
Ahmet Han, en sonunda sadrazam İbrahim Paşa’nın idamına razı oldu. Zorbaların
isteklerinin sonu gelmeyeceğini, kendisinin de tahttan ayrılmasını
isteyeceklerini bildiği için, 2 Ekim 1730’da tahttan çekilerek, kendi eliyle
yeğeni Şehzade Mahmud’u Osmanlı tahtına geçirdi. Kendisi köşesine çekildi.
Yirmi
yedi sene hükümdarlık yapan Sultan Ahmet Han, saltanattan çekildikten sonra,
ilim ve ibadetle meşgul oldu. Altmış üç yaşında iken 1 Temmuz 1736’da vefat
etti. Yeni Cami'de, Turhan Valide Sultan Türbesine defnedildi.
Sultan
Üçüncü Ahmet Han, ülkenin imarı için çok çalıştı. Aynı zamanda ilme ve ilim
adamlarına çok değer verir ve onları korurdu. Sarayda dağınık yerlerde bulunan
kıymetli kitapları bir araya toplayarak beyaz mermer havuzlu bahçede bir
kütüphane inşa ettirdi. Annesi için Üsküdar’da Yeni Valide Sultan Camii ve
bunun yanında bir sebil, çeşme, sıbyan mektebiyle bir imaret yaptırdı. Galata
Kulesini tamir ettirdi. Topkapı Sarayının Bab-ı hümayun kapısı önünde
yaptırdığı çeşme, Osmanlı mimarisinin şahane bir eseridir. Kağıthane, Çağlayan
Kasrı önünde, Hasköy’de, Aynalı Kavak Kasrı civarında, Üsküdar’da, Üsküdar
İskele Camii meydanında klasik tarzda dört cepheli olmak üzere pek çok çeşme
inşa ettirdi. 1715’de Galatasaray haricinde bir cami, 1716’da Bebek Camii ile
etrafındaki külliyeyi yaptırdı.
Derin
bir sanat zevkine sahip olup, şair ve hattattı. Kur’an-ı kerimler yazdı.
Yaptırdığı Sultan Ahmet Çeşmesi'ne kendi şiirini bizzat yazdı. Ayrıca Ayasofya
Camii'ne asılmış güzel levhaları vardır.
Mahmut Han I
Yirmi
dördüncü Osmanlı sultanı. İslam halifelerinin seksen dokuzuncusudur. Babası
İkinci Mustafa Han, annesi Saliha Valide Sultandır. İstanbul’da, 2 Ağustos 1696
tarihinde doğdu. Şehzadeliğinde, yüksek fen ve din ilimleri öğretilerek
yetiştirildi. Aklı, zekası, kabiliyeti ve anlayışı kuvvetliydi.
Üçüncü
Ahmet Han, Patrona Halil ayaklanması sonunda tahttan çekilince, Şehzade Mahmut,
2 Ekim 1730 günü Osmanlı sultanı oldu. Üçüncü Ahmet Han'ın tecrübe ve
tavsiyelerinden istifade etti. İlk icraatı, Lale Devrinde yapılan ilim, kültür
ve sanat eserlerinin tahribini durdurmak oldu. Asi Patrona Halil’i ve zorbaları
imha ettirdi. İstanbul’da emniyet ve asayişi sağladı. Ülkede huzur dolu, mesut
günler başladı. İçişlerini düzelten Sultan Birinci Mahmut Han, doğuda hududa
saldıran İran Safevileri ile, batıda Avusturya ve Rusya’ya karşı tedbir aldı.
Doğuda
İran ile Üçüncü Ahmet Han devrinden beri devam eden hadiselere son vermek
istedi. Ancak, İran Şahı bir taraftan anlaşmak üzere heyetler gönderirken,
diğer taraftan büyük kuvvetlerle Revan üzerine yürüdü. Şah’ın elçi
göndermekteki maksadının Osmanlı hükümetini yanıltmak ve oyalamak olduğu
anlaşıldığından, elçi ve maiyeti Mardin Kalesine hapsedildi. Osmanlı
kuvvetleri, İran Seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum Valisi ve Revan Seraskeri
Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz
1731’de Kirmanşah alındı. 15 Eylülde Kurican Sahrasında İran kuvvetleri bozguna
uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran Şahının sulh istemesi üzerine,
Ocak 1732’de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göre Aras Nehri iki devlet
arasında hudut olarak kabul edilirken Revan, Gence, Nahçıvan, Bitlis, Şirvan ve
Dağıstan Osmanlılara; Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan
eyaletleri ise İran’a bırakıldı. Ancak, 1733’te İran’da iktidarı ele geçiren
Nadir Şah, Osmanlıların fethettiği bölgeleri almak için tekrar savaş açtı.
1735’te Arpaçay’da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve
Revan İran’ın eline geçti.
Osmanlı
Devletinin doğuda İran ile mücadelesinden istifade eden Avusturya ve Rusya da
iki cepheden harekete geçmişti. Azak Kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı
kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı’yı da
işgal ettiler. 12 Temmuz 1737’de harekete geçen Avusturya ordusu ise Bosna,
Sırbistan ve Eflak’a girdi. Bu mağlubiyetler ve düşmanın girdiği yerlerde büyük
tahribat ve mezalim yapması Sultan Mahmut Hanı son derece üzdü. Sadarete
getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşayı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşayı da
Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade, süratli bir hareketle Özi ve
Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banyaluka’yı kuşatan
Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya
kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşanın bu zaferi
İstanbul’da büyük bir sevince sebep oldu. Bu zaferler üzerine Avusturya ve
Rusya barış istemek zorunda kaldı.
Nihayet,
18 Eylül 1739 tarihinde, Avusturya ve Rusya ile Belgrad Antlaşması imzalandı.
Avusturya Devleti ile yirmi yedi yıllık, Rusya ile süresiz olan antlaşmaya
göre, Belgrad, Osmanlı Devletine kaldı. Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri
tabii hudut kesildi. Ruslar, Azak Denizi ve Karadeniz’de donanma
bulundurmayacaktı. Kazaklar Osmanlı topraklarına, Kırım Hanlığı da Rusya’ya
akın etmeyeceklerdi.
Rusya
ve Avusturya devletleriyle antlaşmalar sağlayan Birinci Mahmut Han, yeniden
İran üzerine döndü. Nadir Şah ise bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş
edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden yeniden
antlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).
Böylece
1739 Belgrad Antlaşmasıyla batı ve kuzey, 1746 Osmanlı-Avşar Antlaşmasıyla da
doğu hudutlarını emniyet altına alan Birinci Mahmut Hana, muharebelerdeki
muzafferiyet üzerine Gazi unvanı verildi. Mahmut Han bundan sonra ülkede pek
çok imar faaliyetlerinde bulunup, ilim, kültür, sanat sahalarında çok kıymetli
eserler yaptırdı. Kağıthane civarındaki Bahçeköy ile Balaban köyleri arasında
geçen iki çayın sularını toplayan Topuzlu Bendini yaptırdı. Burada toplanan
sular, Taksim’deki depodan, Tophane’deki Meydan Çeşmesi ile Azapkapı’da Saliha
Sultan Çeşmesi ve Beşiktaş, Galata, Kasımpaşa, Tepebaşı semtlerinin çeşitli
yerlerindeki kırk kadar çeşmeye su verildi. Ahali bol ve tatlı suya
kavuşturuldu. Pek çok saray, kasır inşa ve tamir ettirildi. Beşiktaş Sarayının
bir çok kısımlarını ve Bayıldım Kasrını yeniden yaptırdı. Yuşa Tepesi
civarındaki Tokat Köşkünü donatıp, Hümayun-abad, Kandilli Sarayını imar
ettirerek Nevabad isimleri verildi. Kanlıca’da Mihr-abad Kasrını yaptırdı.
İstanbul’da Ayasofya Camii içine, Fatih Camii yakınında ve Galatasaray’da olmak
üzere üç, Belgrad’da bir kütüphane yaptırdı. Ayasofya Camii Kütüphanesine
sarayın hazine odasından pek nefis, kıymetli, nadide kitaplar gönderdiği gibi,
devrin devlet adamları da hediyelerde bulunarak dört bin cilt nadide kitap toplandı.
Ayasofya Kütüphanesine İslam aleminin en meşhur hattatlarından Ya’kut-ı
Musta’sımi, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman hatlarıyla Mushaflar ve hazret-i
Osman ve hazret-i Ali’ye ait olduğu söylenen iki Kur’an-ı kerim de kondu.
Kütüphanenin masrafını karşılamak için de Cağaloğlu’nda çifte hamamı yaptırıp,
gelirini vakfetti. Ayasofya’ya bitişik aşevi yaptırıp, huzurunda tertiplenen
merasimle açıldı. Galatasaray ocağında yaptırmış olduğu kütüphaneye, saraydan
kitaplar gönderip, açılış merasiminde, kütüphanenin iki tarafına yaptırılmış
olan çeşmelerin hazinelerine şekerli şerbet doldurulup, halka ikram edildi.
Nuruosmaniye Camiinin yapımını başlattıysa da, vefatından bir yıl sonra
tamamlanabildi. Beşiktaş’da Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı’nda İskele
Camii, Üsküdar’da Sultan Mahmut Camii ve Kandilli, Defterdarkapısı,
Tulumbacılar odası, Yalıköşkü, Yıldıztepe mescidlerini yaptırdı.
Birinci
Mahmut Han devrinde, ilim kültür ve sanat faaliyetleri arttı. İkinci defa
matbaa açıldı. Matbaa ve hattatların artan kağıt ihtiyaçlarının karşılanması
için Yalova’da kağıt fabrikası kuruldu.
Ülke
içinde ve dışında Osmanlı Devletine azamet devri yaşatan Birinci Mahmut Han, 13
Aralık 1754 tarihinde Cuma selamlığı yapıp, Cuma namazını kıldıktan sonra vefat
etti. İstanbul’da Yeni Camii yanındaki Turhan Sultan türbesine defnedildi. Çok
zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkar ve merhametli idi. Askeri ıslahat
taraftarıydı. Askeri kitaplar yayınlattı. Lütuf ve merhameti çok olduğundan,
devrindeki İstanbul yangın ve zelzelesinde zarar görenlerin ıstırabına
samimiyetle ortak olup, yanan, yıkılan yerlerin yeniden yapılması için çok
yardım etti. Devlet adamları ile memurları kontrol ettirdi. Faaliyetleri
ciddiyetle takip ettirip, zamanın ve memleketin durumuna göre icraatlarda
bulunurdu. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır ve Sebkati
mahlasıyla şiirler yazardı.
Osman Han III
Osmanlı
sultanlarının yirmi beşincisi ve İslam halifelerinin doksanıncısı. Sultan
İkinci Mustafa Hanın oğlu olup, 2 Ocak 1699’da Şehsüvar Sultandan doğdu.
Şehzadeliğinde mükemmel bir eğitim görerek büyüdü. Zamanını, din, edebiyat ve
tıp kitaplarını okuyarak kendisini yetiştirmekle geçiren Üçüncü Osman, 13
Aralık 1754 tarihinde ağabeyi Birinci Mahmut Hanın vefatı üzerine sultan oldu.
Sultan
Üçüncü Osman, 2 Ocak 1755’te Eyüp Camiinde kılıç kuşandı. O devre kadar, yeni
padişah tahta çıktığı zaman mukataa, timar ve zeamet sahiplerinin beratları
yenilenerek bir cülusiye vergisi alınırdı. Hazine dolu olduğu için, Sultan
Osman bu vergiyi affetti. Ayrıca emeklilere de cülus bahşişi dağıttı. Sultan
Üçüncü Osman’ın tahta çıktığı 1755 kışı çok şiddetli geçti. Haliç dondu ve
deniz yol oldu.
Osman
Hanın saltanatı huzur ve sükunla başladı. Belgrad Muahedeleriyle başlayan sulh
dönemi devam etti. Rus sınırındaki bazı olaylar, Rusya ile bir ihtilafa yol
açacak gibi göründü ise de, iki tarafta da sulh bozulmadı. Hudutlarda bazı
ayaklanmalar oldu. Mısır’da Memluklar başkaldırdılarsa da olaylar kısa sürede
bastırıldı. Üçüncü Osman Han bu olaylarda ihmali görülen Veziriazam Bahir
Mustafa Paşayı azlederek yerine Birinci Mahmut zamanında iki defa sadrazamlık
yapmış olan Hekimoğlu Ali Paşayı getirdi (15 Şubat 1755). Fakat Hekimoğlu, kısa
bir süre sonra sadaretten alınarak, yerine başdefterdar Naili Abdullah Paşa
getirildi. Naili Abdullah Paşa da üç ay gibi kısa bir süre sonra azledilerek
yerine Silahtar Bıyıklı Ali Paşa tayin edildi. Bu sırada İstanbul tarihinin en
büyük yangını oldu. 28 Eylül 1755’te Hocapaşa semtinde çıkan yangın, dört kola
ayrılarak büyük bir afet haline geldi. Yaklaşık otuz altı saat süren yangın
sonunda Paşakapısı da yandığından, sadaret dairesi bir müddet Kadırga
Limanındaki Esma Sultan Sarayına nakledildi.
Sadrazam
Silahtar Ali Paşanın rüşvet aldığını anlayan Sultan Üçüncü Osman, Ali Paşayı 25
Ekim 1755’te görevden azlederek cezalandırdı ve yerine Yirmisekiz Çelebizade
Said Mehmet Efendiyi getirdi. 6 Temmuz 1756’da, Sultan Üçüncü Osman devrinin
ikinci büyük yangını oldu. Bu yangın, İstanbul’un dörtte üçünü kül haline
getirdi. Cibali taraflarında başlayan yangın, on üç kola ayrıldı. Unkapanı,
Süleymaniye tarafları, Vefa’dan itibaren Şehzadebaşı, eski yeniçeri odaları,
Langa tarafları, Zeyrek, Saraçhane, Etmeydanı, Aksaray, Davutpaşa İskelesi,
Fatih, Sultanselim, Ali Paşa Çarşısı, Ayakapısı semtleri harabe haline geldi.
Yangının ardından, İstanbul’un yeniden inşası için büyük bir imar faaliyeti
başladı.
Sultan
Üçüncü Osman Han, padişahlığının üçüncü senesinde, 29 Ekim 1757’de vefat etti.
Yeni Cami yanındaki kardeşi Birinci Mahmut Hanın türbesine defnedildi.
Sultan
Üçüncü Osman, fakirlere, düşkünlere çok acıyıp, onlara karşı daima cömert ve
şefkatli davranırdı. Tebdil-i kıyafetle İstanbul’da dolaşıp, halkın dertleriyle
bizzat alakadar olurdu. Haksızlıkların önüne geçip, tamiri mümkün olanları
tamir ederdi. Müslim ve gayrimüslimlerin kıyafet ve nizamını ve davranışlarını
dikkatle takip etti. Yalan ve rüşvetle amansız bir şekilde mücadele etti. Kim
olursa olsun rüşvetçiyle yalancıyı asla affetmedi. Kadınların dikkat çekici
kıyafetlerle sokağa çıkmalarını yasakladı. İmar faaliyetlerine önem vererek
Üsküdar’da İhsaniye Camii ve İhsaniye Mescidini yaptırdı. Ağabeyi Birinci
Mahmut Hanın başlattığı cami inşasını bitirerek Nuru Osmaniye adı ile ibadete
açtı. Caminin yanına medrese, kütüphane, imaret, sebil ve çeşme de yaptırıp
tamiratı ve masraflarının karşılanması için vakıflar tesis ettirdi. Midilli
Adası Siğri Limanında, Malta korsanlarına karşı bir kale inşa edilerek tahkim
edildi. Babıalinin inşası tamamlandı. Ahırkapı Feneri de Sultan Üçüncü Osman
devrinde yapıldı.
Mustafa Han III
Yirmi
altıncı Osmanlı sultanı. İslam halifelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat
1717’de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmet Han, annesi Mihrişah Sultandır.
Şehzadeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyat,
tarih, coğrafya, askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti.
Üçüncü
Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefatıyla, 30 Ekim 1757’de hükümdar oldu.
Çalışkan ve azim sahibiydi. Devlet işlerini iyi takip ederek, mali ve askeri
sahalarda ıslahatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları, sulh ve sükun
içinde geçti. İlk sadrazamı Koca Ragıb Paşayı, tahta çıkışından vefatına kadar
vazifesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyan eden (1756-1763)
"Yedi Yıl Savaşları'nda" müttefiklerden her biri, Osmanlı Devletinin
kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa, ittifaklarına
katılmaları halinde, siyasi, askeri ve mali vaadlerde bulundular. Teklifleri
dikkatle takip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sahiplerinin
çıkarcı ve planlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla
oyaladılar. Süratle ordunun, donanmanın teçhizine ve yenilenmesine, maliyenin
iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü
kaleleri, ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. İstanbul’da bulunan
Baron de Tott, Tophaneyi tanzim etmekle vazifelendirildi. Baron de Tott,
Tophaneyi ıslah ederek yeni toplar döktürdü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının
tahkim ve müdafaası için, Boğaz içindeki kalelerin planlarının tanzimiyle Hasköy’de
yeni bir top dökümhanesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin
tadili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler
yapıldı. Üçüncü Mustafa Han, yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.
Avrupa’da
Yedi Yıl Savaşları bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve
Rusya’nın anlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgal ve zulmüne karşı,
hürriyet ve istiklalin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım
isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk), Osmanlı hududundan geçerek Balta’ya
sığındılar. Bunları, Rus ordusunun takip etmesi ve tecavüz ettikleri
topraklarda Lehlilerle beraber Osmanlı ahalisini de kılıçtan geçirip, kasabayı
yakıp yıkmaları, 18 Eylül 1739’da Belgrad’da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya
Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu. Osmanlı Devletinin hükümranlık hakkını
korumak, Rusya’nın Lehistan’a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyanatlarla
Lehistan işgalini dünya kamu oyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw
Doniatowski vasıtasıyla Balta'da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina’ya
haddini bildirmek için toplanan divanda, Rusya’ya sefer için karar verildi. 8
Ekim 1768’de Rusya’ya savaş açıldı. Rusya’da bulunan Osmanlı ticaret heyetinin
iadesi için İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule’de hapsedildi. Osmanlı
Devletine tabi Kırım Hanı Kırım-Giray’ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya’ya
girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Tarihte
ahlaksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina, Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray
şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vasıtası ile zehirleterek öldürttü.
27 Mart 1769’da Serdar-ı ekrem vazifesiyle Rus Seferine çıkan Sadrazam
Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa, 1 Mayıs 1769’da ilk Hotin Zaferini kazandı.
Lehistan’ı
himaye için girişilen savaşta, Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran
Ruslara karşı 12 Ağustos 1769’da Hotin’de ikinci bir zafer daha kazanıldı.
Yağlıkçızade’den sonra sadrazamlığa getirilen Moldovanlı Ali Paşa, Rus Seferine
serdar tayin edildi. Ali Paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün
yıkılmasıyla büyük bir facia meydana geldi. Ayrıca, Yeniçerilerin artan
itaatsizliği ve muharebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi
kullanılmamasından, Rus orduları, Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya’ya
girdi. 21 Eylül 1769’da Hotin, Rusların işgaline uğradı. İngiltere ve
Fransa’nın askeri yardım ve siyasi desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus
Donanması Cebelitarık Boğazını geçerek Akdeniz’e girdi. Bununla, Çar Deli Petro
(1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da
destek ve yardım görmüş oldu. Bir Osmanlı Ülkesi olan Mora Yarımadasında
Ortodoksluğun hamisi rolüyle Slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki
subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve
Isparta’da asi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahaliye,
müttefikleri Avrupa devletlerinden de tepki gören vahşice katliamlar
yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tayin edilen Kaptan-ı Derya
Mandalzade Hüsameddin Paşanın Mora Çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş
bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe’de 9 Nisan 1770’te bozuldu. Hüsameddin
Paşaya “Mora Fatihi” unvanı verilip, bölgedeki asiler temizlendi. Ruslar geri
çekildi.
Akdeniz’deki
Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı taciz edildiyse de fırsatlardan
istifade eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki
Osmanlı donanmasını yaktılar.
Osmanlı
donanması yanarak imha olunca, İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları
tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdafaadan ürküp, cesaret edemediler.
Çeşme faciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal Ovasında bulunan Osmanlı ordusu,
Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden, 1 Ağustos 1770’te bozguna uğradı. 1771
yazında Kırım’ın işgalinden başka, General Tatloben idaresindeki Rus ordusu,
Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.
2
Ağustos 1771’de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771’de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran
1773’te Silistre (Romanya), 20 Ekim 1773’te Varna (Bulgaristan) zaferleri
kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devam eden Rus Seferini
neticelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774’te vefat etti. 1768-1774
Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına
bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte
neticelendi. (Bkz. Küçük Kaynarca Antlaşması)
Üçüncü
Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi, içeride sulh ve sükun içindeydi. 22 Mayıs
1766 İstanbul zelzelesinden başka tabii afet olmadı. Osmanlı Rus Harbi
esnasında, Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan’daki
isyanı, 1 Mayıs 1773’te Salihiyye’de mağlubiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus
yayılma siyasetinde Ortodoksluğun hamisi rolüyle Mora’da Slavlık propagandası
yapılıp, isyan çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 Nisan
1770 zaferiyle neticelendirilerek, bölgede sulh ve sükun sağlandı. Dış
politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyasi ve
askeri ittifaklar kabul edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi
ittifak tekliflerinin samimiyetsizce olduğu meydana çıktı. Lehistan (Polonya)
milliyetçilerinin “Türk atları Vistül’de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet
yok” sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.
Bütün
Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi
hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindar, adil,
çalışkan, azimli, hamiyetli, metin, hassas ve ilme, alimlere hürmetkardı.
Devrin alimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. “Cihangir”
mahlasıyla yazdığı şiirleri vardır. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış
kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vakıftı.
Yapılan
icraatları bizzat yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi,
tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askeri, idari ve
mali birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Alimlere ve ahaliye
cömertçe ihsanlarda bulunurdu. Süveyş’te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca
Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.
Birçok
hayır müessesesi, askeri ve sivil eser yaptırdı. Laleli Camii ve yanındaki
türbesi, Çakmakçılar’da kendi adıyla bir cami, Kadıköy’de İskele Camii
Paşabahçe’de İncirliköy Camii, Üsküdar’da Ayazma Camii ve zelzelelerde hasara
uğraması üzerine yenilediği Fatih Camii, yaptırdığı eserlerden bazılarıdır.
1773’te Deniz Harb Okulunun temelini teşkil eden Mühendishane-i Bahri-i Hümayun
ve teknik üniversite mahiyetindeki Mühendishane-i Berri-i Hümayun açıldı.
Zamanında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdar olan Üçüncü Mustafa
Hanın icraatlarını, oğlu Üçüncü Selim Han (1789-1807) devam ettirdi.
Abdülhamit Han I
Osmanlı
padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. Sultan
Üçüncü Ahmet’in oğludur. Annesi Rabia Hatun’dur. 20 Mart 1725 günü Topkapı
Sarayında (Saray-ı Cedid) doğmuş ve Ocak 1774 tarihinde ağabeyi Sultan Üçüncü
Mustafa’dan sonra padişah olmuştur.
Birinci
Abdülhamit Han, tahta çıktığı zaman devlet buhran içerisindeydi. Tahta çıkışından
evvel başlamış olan Rus Harbi devam ediyor ve bir çok eyalette de isyanlar baş
göstermiş bulunuyordu. Mali sıkıntı da mevcuttu. Birinci Abdülhamit Han bu
güçlükleri başarıyla yenecek kudrette bir padişahtı. Saltanatı müddetince bu
zorluklarla mücadele etti. İyi niyetli, gayretli bir insandı. Rus Harbine devam
kararı verdi. Çünkü düşmana karşı hiç olmazsa bir muharebe kazanarak sulh
yapmak istiyordu. Fakat Osmanlı ordusu Kozluca’da yenilmiş ve Serdar Muhsinzade
Mehmet Paşa'nın yanında ancak 1200 kişi kalmış diğerleri dağılmıştı. Bu
vaziyette Rusya’nın sulh şartlarını kabul etmekten başka çare yoktu. Türk
temsilcileri Ahmet Resmi ve İbrahim Münib efendilerle Rus temsilcisi Prens
Repnin arasında 21 Temmuz
1774’de
Küçük Kaynarca Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya göre Kırım, Kuban ve Bucak
yalnız dini bakımdan halifeye bağlı olmak üzere müstakil oluyor; Yenikale,
Kerç, Azak, Kılburun kaleleri Rusya’ya geçiyordu. Eflak, Boğdan ve Cezayir-i
Bahr-i Sefid sahili gibi savaşta Ruslar tarafından işgale uğramış yerler ise
Osmanlı Devleti'ne geri veriliyordu.
Kaynarca
Antlaşmasının ağırlığını arttıran en önemli maddesi, Rusların Türk
topraklarındaki Ortodokslar üzerinde bir çeşit himaye hakkı iddiasında
bulunabilecek tarzda hazırlanmış olanıdır. Antlaşmadan hemen sonra Avusturya,
Osmanlı Devletinin zafiyetinden faydalanarak Boğdan Beyliğine bağlı Bukoniva’yı
işgal etti (1775).
Saltanatının
başında böyle kahredici bir durumu kabul ile barışı sağlayabilen Birinci
Abdülhamid, savaş zamanında devletin çeşitli bölgelerinde çıkmış isyanları
bastırmak ve askeri sahada ıslahatta bulunmak durumundaydı. İsyanları bastırmak
üzere Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa ve ıslahat yapmak için de sadrazam
Halil hamit Paşa görevlendirildiler.
Kapıkulu’nun
bazı ocaklarının ıslahı için Fransa’dan mühendisler getirtilmiş, Mühendishane-i
Berri-i Hümayun (Devlet Kara Mühendishanesi) kurulmuş, yüzüstü bırakılan metruk
haldeki İbrahim Müteferrika matbaası tekrar açılmıştır. Birinci Abdülhamit
devrinde yapılan hayırlı işlerden birisi de, yerli malı kullanılmasının mecburi
hale getirilmesidir.
Diğer
taraftan Anadolu’da çeşitli karışıklıklar çıkmıştı. Her vilayette bir asi hüküm
sürüyordu. Hele kapısız levent denilen binlerce asi Anadolu’yu yakıp yıkıyordu.
Şam ve Mısır’da isyanlar başgöstermiş, İranlılar, Osmanlı topraklarına
saldırarak pek çok yeri kendi topraklarına katmışlardı. Hicaz’da ayaklanmalar
birbirini takib etmişti.
Küçük
Kaynarca Antlaşmasıyla, Osmanlılarla Ruslar arasında tam bir sulh temin
edilememiş, yalnız bir çeşit mütareke hasıl olmuştu. Bu antlaşma her iki tarafı
da tatmin etmemişti. Osmanlılar olsun, Ruslar olsun Kırım üzerinde daha çok
hakka sahip olmak istiyorlardı. Nitekim Kırım’da bağımsızlık ilan edildiğinde
Devlet Giray Han, Babıali ile eski bağlılığın korunmasına taraftardı. Bunun
üzerine Ruslar, asker sevkedip kendi adamlarından Şahin Giray’ı, han
seçtirmişlerdi. Böylece Kırım Hanının tayininde çıkan anlaşmazlık, iki devleti
yeni bir savaşa götürürken, Fransızların yardımıyla Haliç Aynalıkavak Kasrında
10 Mart 1779’da bir antlaşma imzalanmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşmasının bazı
maddeleriyle ilgili olan bu antlaşma Aynalıkavak Tenkihnamesi adıyla anılır.
Tenkihnameye göre, Kırım bağımsız kalacak ve Ruslar buradan askerlerini
çekecek; buna karşılık, Osmanlılar da Şahin Giray’ın hanlığını kabul
edeceklerdi. Kafkaslardan güneye kadar Rus hakimiyetinin artmasını Osmanlı
Devleti için büyük tehlike olarak gören Birinci Abdülhamit Han ve devlet
adamları, Kafkasya’nın bazı bölgelerini Türk nüfuzu altına almayı tasarladılar.
Bu sebeple Soğucak ve Anapa kalelerini tahkim ettiler. Buradaki Çerkez
kabilelerini itaat altına almaya çalıştılar.
Şuursuz
olarak Rus taraftarlığı yapan Şahin Giray aleyhinde Kırım’da isyan çıkınca,
Ruslar buraya hemen asker gönderdiler. Binlerce Müslümanı şehid ettikten sonra
yine Kırım’ı Şahin Giray’a bırakarak geri çekildiler. Daha sonra yeni bir
bahaneyle tekrar Kırım’a girerek memleketi Rusya’ya bağladılar (1784). Bunun
üzerine, tekrar bir Osmanlı-Rus Savaşı tehlikesi doğdu. Osmanlı Ordusu harbe hazır
değildi. Bu sebepten Sultan Abdülhamit Han antlaşmayı bozmak istemedi. Rusya
ile birkaç yıl gerginlikten sonra Koca Yusuf Paşa sadrazam oldu. Aslında
1781’de Rusya, Avusturya ile beraber bir tasarı hazırlamış ve bu tasarıya göre
de Osmanlı Devletini taksime karar vermişlerdi. Yeni Sadrazam, Rusya ile
mutlaka savaşmak istiyordu. İkinci Katerina’nın gösteri yaparak Kırım’ı ziyaret
etmesine ve Avusturya İmparatoru ile görüşme yapmasına Babıali artık tahammül
edemiyordu. Rus elçisi Sadarete çağrılarak Kırım’ın iadesi istendi. Elçinin
uygun cevap vermemesi üzerine Rusya’ya savaş ilan edildi. Rusların idaresi
altındaki Kılburun Kalesine hücum ile 1786-1792 Osmanlı-Rus Savaşı başlamış
oldu. Avusturyalılar da savaş açmadan Belgrad ve Sırbistan’a taarruz ettilerse
de bir sonuç alamadılar. Bu vaziyet karşısında yalnız Ruslarla başa çıkamazken,
iki düşmanla birden karşılaşılıyordu.
Serdar-ı
Ekrem Sadrazam Koca Yusuf Paşa, önce Avusturya derdini halletmek istedi.
Avusturya İmparatoru İkinci Josef’in saldırılarını önledikten sonra sınır
aşılarak düşman kendi topraklarında ağır yenilgiye uğratıldı. İkinci Josef güç
bela kaçabildi. Fakat Rus cephesindeki savaş aleyhte gelişiyordu. Kısmi
başarılar Özi Kalesini kurtarmaya yetmedi. Özi Kalesi, Ruslar tarafından
alınınca, tarihin en büyük mezalimine uğradı. Masum ve günahsız çocuklar, genç
ve ihtiyar kadınlar dahil, 30 bin civarında insan vahşice öldürüldü.
Sadrazam,
Özi Kalesinin düştüğünü bildiren ve yapılan mezalimleri dile getiren telhisi
okurken, padişah, kederinden felç olup çok geçmeden vefat etti (28 Mart 1789).
Birinci
Abdülhamit Han, devlet işleriyle yakından ilgilenir, her konuda düşüncelerini
dikte ederek vezirlere bildirirdi. Saltanatı boyunca hep liyakatlı sadrazam,
ehil adam aramış ve onlara yetki verip ıslahatların yapılmasına uğraşmıştır.
Halil hamit Paşa, sadrazamlarının en değerlisidir. Abdülhamid Han, halka karşı
merhametli ve çok dindar bir padişahtı. Halk arasında kerameti dahi yaygındı.
Oğullarından ikisi, Dördüncü Mustafa ve İkinci Mahmut, padişah olmuşlardır.
Birinci Abdülhamit Han, Eminönü Bahçekapı’daki imaretin karşısındaki türbede
yatmaktadır. Bu türbede, Yeni Cami tarafındaki duvardaki dolapta Resul
aleyhisselamın mübarek ayaklarının izleri bulunan taş vardır.
Sultan
Birinci Abdülhamid Hanın, Beylerbeyi’nde bir cami ve mektep, Bahçekapı’da bir
sebil, bir imaret, bir kütüphane ve bir türbe (Şimdi bunların yerinde Dördüncü
Vakıf Han vardır.) Emirgan’da bir cami ile çeşme ve Medine’de yaptırdığı bir
medrese başlıca eserleridir.
Selim Han III
Osmanlı
sultanlarının yirmi sekizincisi, İslam halifelerinin doksan üçüncüsü. Sultan
Üçüncü Mustafa Han'ın oğlu olup, annesi Mihrişah Sultandır. İstanbul’da, 24
Aralık 1761 tarihinde, Topkapı Sarayında doğdu. Şehzade Selim’in doğumunda yedi
gün, yedi gece “Şehrayin”, üç gece de Deniz Donanmasında tertiplenen
merasimlerle büyük şenlikler
yapıldı.
Şehzadeliğinde, sarayda mükemmel bir eğitim, öğretim gösterilip, terbiye
edilerek yetiştirildi. Yüksek din ve fen ilimleri, Arapça ve Farsça öğrendi.
Veliahd
Selim, devam etmekte olan Osmanlı-Avusturya-Rus Harbinde, cephelerden gelen acı
haberlere dayanamayan amcası Birinci Abdülhamit Hanın vefatıyla, 7 Nisan 1789
tarihinde Osmanlı Sultanı oldu. İçte ve dıştaki meseleleri halletmek için, 16
Mayıs 1789 tarihinde, yüksek devlet memurlarının katıldığı, büyük bir divan
toplantısı yaptı.
Divanda
devlet meselelerinin halli için herkesin fikirlerini söylemesini istedi.
Divandan sonra idari, mali, siyasi ve askeri meselelerin halli için talimat
verdi. Avusturya ve Rusya ile harplerin devamına karar verildi. Maliyenin
düzelmesi için, sarayda bulunan altın ve gümüş eşyanın büyük bir kısmı paraya
çevrilmek üzere, darphaneye gönderildi. Merkez ve eyaletlerdeki halk da, Sultan
Selim Hana yardımcı olmak ve saraya uymak için, altın ve gümüşlerini devlete
teslim etti. Saray ve halkın yardımlarıyla cepheler takviye edildi. Fransa ve
İspanya sefirleri sulh; Prusya, Kırım’ın kurtarılması için antlaşma; İsveç ise
Rusya’ya karşı, yardım talebiyle harp teklif ettiler.
Sultan
Selim Han, cephelerdeki harbin devamını istedi. İsveç ile, Rusya’ya karşı, 11
Temmuz 1789 tarihinde Beykoz İttifak Antlaşması imzalandı. 1788 yılından beri
devam eden Osmanlı-Avusturya harplerinde, Serasker Kemankeş Mustafa Paşa,
takviye kuvvetlerle Yaş’tan Rus ordusuna karşı sefere giderken, Foksan’da
Avusturya ordusunun ani taarruzuna uğradı. Arnavutların ihanetiyle Osmanlı
ordusu, 1 Ağustos 1789 tarihinde Foksan’da bozuldu. Avusturyalılar, Belgrat’a
kadar ilerleyip, 8 Ekimde şehir düştü. 31 Ocak 1790’da, Prusya ile Avusturya ve
Rusya’ya karşı ittifak anlaşması imzalandı. Prusya’nın arabuluculuğuyla,
Avusturya ile devam etmekte olan harbe son verilmesi kararlaştırıldı. Fransız
İhtilalinin Avrupa’da sebep olduğu hadiseler üzerine, İngiltere ve Prusya’nın
müdahalesiyle, Rusya da antlaşmaya taraftar hale getirildi. Avusturya ile 4
Ağustos 1791 tarihinde Ziştovi Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre; Avusturya
1788-1791 harbinde aldığı yerleri Osmanlı Devletine geri verecekti. Rusya ile
1787’den beri Kafkasya ve Balkanlar’da devam eden harp, 9 Aralık 1792 tarihli
Yaş Antlaşmasıyla neticelendi. Osmanlı Devleti, Rusya ile Avrupa’da Dinyester
Turla Nehri, Kafkasya’da Kuban Nehri hudut kesildi. Osmanlı Devleti, Ziştovi ve
Yaş Antlaşmalarıyla, en az kayıpla harbe son verip, büyük mali külfetlerden
kurtulmuştur. Avusturya-Rus harplerinin antlaşmalarla halli sonrasında; Avrupa
devletlerinin 1789 Fransız İhtilali’nin etkisiyle, ülkelerinde meydana gelen
hadiselerle uğraşması, Osmanlı Devletini geçici bir sulh devrine soktu.
Sultan
Selim Han, devletin dışta sulh devrine girmesiyle; veliahtlığından beri
düşündüğü ıslahatların icraatına geçti. Osmanlı Devleti için lüzumlu askeri,
idari, iktisadi, ticari ve sosyal ıslahatları Nizam-ı Cedid adıyla tatbikat
safhasına koydu (Bkz. Nizam-ı Cedid). Son sefer ve harplerdeki mağlubiyet ve
kesin netice alınamaması, askeriyenin ıslahını daha fazla gerektiriyordu.
Sultan Selim Han, devlet adamlarından aldığı layihalarla, 24 Şubat 1793
tarihinde, modern tarzda, yeni bir orduyu Nizam-ı Cedid adıyla kurdu.
Nizam-ı
Cedid ordusunun masraflarının karşılanabilmesi için İrad-ı Cedid Defterdarlığı
kurulup, eski sadaret kethüdalarından Mustafa Reşid Efendi de bu işle
vazifelendirildi. Levent çiftliğinde kışla kurulup, yeni ordu hemen talime
başlatıldı. Nizam-ı Cedid ordusuna getirilen yenilik ve talimler, Yeniçerilere
de tatbik edilmek istendi. Ancak Yeniçeriler, yenilik ve talimleri
kabullenmeyerek, birkaç ay sonra eğitimi terk ettiler. Ordunun teknik sınıfları
takviye edilerek; humbaracı, lağımcı, topçu ocakları için yeni kanunlar
yapıldı. 1794’te, Teknik Üniversite mahiyetinde, Sütlüce’de, Mühendishane-i
Berri-i Hümayun kuruldu. Okulun öğretim üyesi, kitap, ders alet ve edevatı,
yurtiçi ve dışından bütünüyle karşılandı. Nizam-ı Cedid ordusu yetiştirilmek
üzere Ankara, Kayseri ve Konya’da teşkilat kurulup, askerin mevcudu artırılmaya
çalışıldı.
Mülki
ıslahat da yapılıp, Anadolu ve Rumeli toprakları, yirmi sekiz eyalete ayrıldı.
Ayanların eskiden olduğu gibi halk tarafından seçilmesi, kanun haline getirildi.
Resmi dairelere talimat gönderilerek, yazışmalara, kullanılan dile, tabirlere
dikkat edilmesi ve halkın işlerinin süratle takibi ve yerine getirilmesi
istendi. İlmiye ricali (ileri gelen devlet adamları) için, yeni nizamname
yayınlandı. İlmi eserler yazılıp, pek çok kitap tercüme edilerek, yayınlandı.
Ticari ve iktisadi sahada yenilik yapılıp, Zahire Nazırlığı kuruldu. Tecdid-i
Kanun-i Tımar ve Zeamet kanunuyla, harbe katılmayan tımar ve zeamet
sahiplerinden, topraklarının geri alınması esası getirildi.
Gayrimüslim
esnaf ve tüccardan bazıları, vergi ve yurt dışına para kaçırıyor ve Osmanlı
ülkesinde oturduğu halde, yabancı devlet tebaasına giriyorlardı. Bu durum ve
paranın dışarıya çıkarılmasına karşı tedbir alındı. Avrupa devletlerine daimi
elçilikler kurularak, 1793’te ilk tayinler yapıldı. Avusturya, Fransa,
İngiltere ve Prusya merkezlerine gönderilen elçiler; bulundukları memleketlerin
yalnız siyaseti ve diğer devletlerle olan münasebetleri hakkında bilgiler
toplamakla kalmadılar. Aynı zamanda, oraların kültürleri, her türlü ilerleme ve
gelişmeleri hakkında bilgiler toplayıp, rapor halinde İstanbul’a gönderdiler.
Avrupalılar
ve Rusya’nın kışkırtmasıyla Balkan kavimleri, İngilizlerin teşvikleriyle
Arabistan’da Vehhabi Bedeviler, Ortadoğu’da Dürzi ve Maruniler, Kölemen
Beyleri, Rumeli’de kanun kaçaklarından meydana gelen eşkıyanın koruyucusu
Kırcalılar da denilen Dağlı Eşkıyası, devlete asi olup, isyan çıkardılar. Bu
meselelerin halli için teşebbüs edildiyse de, Fransa’nın Balkanlar, Akdeniz,
Kuzey Afrika, Mısır, Filistin ve Suriye’deki faaliyetleri ardından Napolyon
Bonapart’ın, 1798’de ani harekatla Mısır’a asker çıkarması sebebiyle, bütünüyle
tam bir hal çaresi bulunamadı.
Sultan
Selim Hanın hükümdarlığının üçüncü ayında çıkan Fransız İhtilali’yle, Avrupa
devletleri, Fransa’ya cephe almasına rağmen, Osmanlı Devleti, meseleye
karışmadığı gibi münasebetlerini de dostane devam ettirdi. Nizam-ı Cedid için,
Fransa’dan teknik ve yetişmiş eleman getirildi. Fransa’nın müstakbel imparatoru
General Napolyon Bonapart, memleketinde görevden alınınca, Sultan Selim Hanın
daveti üzerine, Nizam-ı Cedid Ordusunda vazife kabul etmişti. Osmanlı Devleti;
ihtilalle değişen yeni Fransız idaresini tanıyan ilk devletlerdendi. Fakat,
Fransa’nın 1795 Basel Antlaşmasıyla, Venediklilerden Dalmaçya kıyılarını
almasıyla, Balkanlarda başlattığı istiklal (bağımsızlık) fikri propagandası,
takip edilen siyasetin değişmesine sebep oldu. Adalet-Eşitlik-Hürriyet fikriyle
yapılan Fransız İhtilali, çıkış gayesinden uzaklaşarak, Fransa’nın yayılma
siyasetine döndü. Hırvat, Rum ve Sırplar arasında, ihtilal fikirlerini
yaydılar; Yahudileri Filistin’de istiklale davet ettiler. Fransa, bununla da
kalmayarak, sömürgecilik zihniyetiyle;
İngiltere’yi
Akdeniz’den çıkarıp, Uzakdoğu’daki İngiliz sömürgelerini ele geçirmek için
Hind’e giden yolların en kısası olan Mısır’a sahip olmak idealiyle, Osmanlı
Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıştı. Napolyon Bonapart, beş yüze
yakın gemiye aldığı Fransız ordusuyla Akdeniz’e açılıp, Malta’yı işgal ettikten
sonra, 2 Temmuz 1798 tarihinde İskenderiye’den, Mısır’a çıkarma yaptı.
Fransa’nın beklenmedik harp ilanı ve Mısır’a çıkarma yapması, İngiltere’nin
menfaatlerine ters düştüğünden, Akdeniz’deki İngiliz Amirali Nelson harekete
geçti. Amiral Nelson, 1 Ağustos 1798 tarihinde, Fransız Donanmasını Ebukir’de
mağlup etti. Fransız donanmasının Ebukir’de imhasıyla, Napolyon’un ve
Mısır’daki Fransız ordusunun, anavatanla irtibatı kesildi. Rusya, ihtilalin
tesirinden çarlığı korumak için Fransa’ya karşı Osmanlı Devletiyle ittifak
kurdu. Karadeniz’den Akdeniz’e geçirilen Rus filosu, Osmanlı donanmasıyla
birlikte hareket etti. Arnavut sahillerinin muhafazası ve Venediklilerden
Fransa’ya geçen yerlerin alınmasıyla vazifelendirilen Tepedelenli Ali Paşa,
Preveze’de Fransızları mağlup etti. Osmanlı-Rus donanması Zenta ve Kefalonya
adaları sahilindeki Fransız gemilerini mağlup edip, bir kısmını da zaptetti. Bu
muvaffakiyetler üzerine, İngiltere ve Rusya ile antlaşma imzalanarak,
ittifaklar resmilik kazandı.
Fransız
donanması imha edildiğinden, Napolyon Bonapart ve ordusunun deniz yolu,
Akdeniz’de Osmanlı-İngiliz-Rus donanmasınca kapatıldığından, Osmanlı ülkesinde
mahsur kalmıştı. Sultan Selim Han, Fransa’ya karşı ordu sevk etmek için
tayinlerde bulundu. Sayda Valisi Cezzar Ahmet Paşa, Mısır Seraskerliğine tayin
edildi. Tırhala Mutasarrıfı Köse Mustafa Paşa da, deniz yoluyla Mısır’a
gönderildi. Napolyon Bonapart, Mısır’dan çıkış yolu bulmak ve Suriye’ye hakim
olmak için, Akka’yı kuşattı. Akka Kalesi, Mısır Seraskeri Cezzar Ahmet Paşa
kumandasındaki Nizam-ı Cedid askerince, Fransızlara karşı kahramanca müdafaa
edildi. Napolyon Bonapart’ın inatla taarruzu, Fransızların çeşitli hile ve
vaatleri Akka’da neticesiz kaldı. Cezzar Ahmet Paşa ve Nizam-ı Cedid
askerlerinin destani müdafaası karşısında, kuşatmanın altmış dördüncü günü,
Napolyon Bonapart; “Akka olmasaydı, Doğu İmparatoru olurdum” diyerek, büyük
hayallerle kendisine bağlanan Fransız ordusunu, veba salgını, sefalet ve
mağlubiyetle önce Kahire'ye çekip, sonra da yüzüstü bırakarak, 1799 yazında
gizlice Fransa’ya kaçtı. Mısır’da kalan Fransızlar, Osmanlılara mukavemet
ettilerse de, üst üste mağlubiyete uğradılar. 27 Haziran 1801 tarihinde
imzalanan tahliye mukavelesiyle Fransızlar, Mısır’ı boşalttı. 25 Haziran 1802
tarihli Osmanlı-Fransız anlaşması, Fransa ile harp haline son verdi. Mısır
Valiliğine, 1805’te Kavalalı Mehmet Ali Paşa tayin edildi. Napolyon Bonapart’ın
İstanbul şehri ve Çanakkale ile İstanbul Boğazlarını almak istemesi üzerine 24
Eylül 1805’te Osmanlı-Rus ittifakı yenilendi. Napolyon Bonapart tehlikesine
karşı, İngiltere ve diğer Avrupa devletleri, Osmanlılara yardım talebinde
bulundular. Fakat, Rusya ile ittifak ve İngiltere ile dostluk uzun sürmedi.
Arabistan
Yarımadasındaki Vehhabiler, Avrupalılardan gördükleri yardımlarla, çeşitli batı
dillerinde birçok yayınlarda da bulunup, 18 Şubat 1803’te Taif’i muhasara
ettiler. Sultan Selim Han, Arabistan’daki hadiselere esaslı tedbirler almayı
planladıysa da; İngiltere ve Rusya, Balkanlar meselesinden Babıali’ye baskı
yapmak istemeleri, muvaffak olamayınca, Rusya’nın harp ilan dahi etmeden
Osmanlı hududunu ihlali sebebiyle gerçekleştiremedi. Sadece, Mısır Valisi
Kavalalı Mehmet Ali Paşa, sultandan aldığı emirle Vehhabi isyanını bastırıp,
Arabistan ve Mısır’da kısmen huzur ve asayişi temin etti.
Sultan
Üçüncü Selim Han zamanında, İngiltere’nin Ortadoğu’da; Rusya ve Avusturya’nın
Balkanlarda, Osmanlı Devletinin iç işlerine karışıp, müdahaleci bir siyaset
takip etmeleri, bu devletlerle harp halinde bulunan Fransa’ya yakınlaşmaya
sebep oldu. Osmanlı Devletine tabi Eflak Beyi Konstantin İpsilanti ile Boğdan
beyi Aleksandr Moruzzi, Rus yanlısı olduklarından azledilince, İngiltere ve
Rusya’nın müdahalesiyle karşılaşıldı. Rusya, harp ilan etmeden, General
Michelson komutasındaki altmış bin mevcutlu Rus Ordusuyla, Eflak ve Boğdan’ı
işgale başladı. Vezir-i azam İbrahim Hilmi Paşa, sefer için Serdar-ı ekrem
tayin edildi.
Rusya’nın
Balkanlara girmesiyle, İngiltere’de on altı gemiden meydana gelen bir İngiliz
filosunu İstanbul önlerine gönderdi. İstanbul önlerine kadar gelen İngiliz
donanması, Fransa ile münasebetlerin kesilmesini, Osmanlı-İngiliz ittifakının
yenilenmesini teklif ettiler. Kabul edilmeyince, teklifi daha da
ağırlaştırdılar. Eflak ve Boğdan’ın Rusya’ya, Çanakkale Boğazının da
İngiltere’ye teslimini teklif ettiler. İngiltere’nin teklifleri,
kabullenilmenin ötesinde, akıl ve hayale sığmayacak derecede olduğundan,
İngilizler, müzakerelerle oyalanılarak, boğaz sahillerinin iki yakası,
askerlerin ve ahalinin gayretleriyle, kısa zamanda tahkim edildi. Boğaz
sahillerine birkaç gün içinde bin iki yüzden fazla top yerleştirildi. İngiliz
donanması, Osmanlı Devletinin ve ahalinin kuvvetli tepkisini görünce, çekildi.
Bunun üzerine İngiltere hükümeti, Akdeniz’deki İngiliz donanmasını Mısır’ın
zaptıyla vazifelendirdi.
İngilizler,
Osmanlıya asi Kölemenlerle anlaşıp, 20 Mart 1807 tarihinde İskenderiye’ye
çıkarma yaparak teslim aldılar. Balkanlarda; İbrahim Hilmi Paşa, Rus Cephesine
sefere çıkınca, İstanbul’da türeyen asiler harekete geçti. Sultan Selim Hanın,
Osmanlı Devleti lehine icraatlarına karşı, iç ve dış düşmanların aleyhine
propagandasıyla muhalefet başladı.
1806
Edirne Vakasına sebep olan, Nizam-ı Cedid aleyhtarlığıyla başlayan muhalefet,
asilerden Kabakçı Mustafa’nın liderliğinde büyük hadiselere sebep oldu (Bkz.
Kabakçı Mustafa İsyanı). Yeniçeri zorbaları, 25 Mayıs 1807 Kabakçı Vakasından
sonra; asıl niyetlerini ortaya koyarak, 29 Mayısta Sultan Üçüncü Selim Hanı
hal' edip, tahttan indirdiler. Asiler, Sultan Selim Hanın amcasının oğlu
Veliaht Mustafa’yı, Osmanlı tahtına geçirdiler. Sultan Selim Han, on dört ay
Topkapı Sarayında nezaret altında yaşadı. Kendisine sadık devlet adamları ve
asilerin hükümetteki icraatlarını beğenmeyen taraftarları, tekrar tahta
geçirmek için faaliyet gösterdiler. Sultan Selim Han taraftarları, Rusçuk’taki
Alemdar Mustafa Paşa etrafında toplanıp, harekete geçtiler. Alemdar Mustafa
Paşa, Sultan Selim Hanı tekrar tahta geçirmek için, Rumeli’deki maiyetiyle
İstanbul’a geldi. 28 temmuz 1807’de Babıali ve Topkapı Sarayını basıp, Sultan
Selim Hanı tahta geçirmek istediyse de muvaffak olamadı. Sultan Selim Han, 28
Temmuz 1808 tarihinde Harem Dairesinde şehit edildi. 29 Temmuzda, kalabalık bir
cenaze merasimiyle, Laleli Camii yanında babası Üçüncü Mustafa Hanın türbesine
defnedildi.
Sultan
Selim Han, yaratılışında halim, selim ve çok zekiydi. Hayırsever olup, pek çok
hayır müessesesi ve eserler yaptırdı. Üsküdar’da Selimiye Camiini ve Çiçekçi
Camiini yaptı. Eyüp Camiini büyüterek yeniden yaptırdı. Karaca Ahmet’de, Miskinler
Tekkesi denilen Dedeler Mescidini yaptırıp, Küçükmustafapaşa’da Gül Camiini
kiliseden çevirdi.
Üsküdar’da
hala kullanılan meşhur Selimiye Kışlasını, Heybeliada’da Deniz Harp Okulu olan
Bahriye Mektebini, Halıcıoğlu’nda, Teknik Üniversite mahiyetindeki Mühendis ve
Topçu mekteplerini yaptırıp yeni bölükler kurdu. Saltanatı müddetince içte ve
dışta büyük düşmanlarla mücadele etmesine rağmen, ülke imar edilip, fazla
toprak kaybı olmadı. Tam ıslahata başlayacağı zaman şehit edilmesi, düşündüğü
büyük hizmetlerin yerine getirilmesine engel oldu.
Mustafa Han IV
Yirmi
dokuzuncu Osmanlı Sultanı. İslam halifelerinin doksan dördüncüsüdür. Babası
Birinci Abdülhamit Han, annesi Aişe Sineperver Valide Sultandır. İstanbul’da 8
Eylül 1779’da doğdu. Şehzadeliğinde yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek
yetiştirildi. Amcası Sultan Selim Han’ın ıslahat fikirlerine karşı çıkan bazı
devlet adamları, yeniçerileri tahrik ettiler. Neticede Kabakçı Mustafa’nın sevk
ve idaresinde ayaklanan yamaklar, Selim Han’ı tahttan indirerek Şehzade
Mustafa’yı sultan ilan ettiler (29 Mayıs 1807).
Devlet
idaresini ele geçiren asiler, Nizam-ı Cedid kuvvetlerini dağıttılar. İsyanın
teşvikçisi Köse Musa Paşa, Sultan Selim taraftarlarını birer birer ortadan
kaldırdı. İstanbul’daki isyan, Rus cephesindeki ordunun disiplinini de bozdu.
Orduda bulunan Selim Han taraftarları, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın
yanına sığındılar. Bu hadiseler üzerine Mustafa Han, Sadrazam Hilmi Paşa’yı
azlederek yerine Çelebi Mustafa Paşa’yı sadarete getirdi. Osmanlı ordusundaki
bu karışıklıktan faydalanan Ruslar, Eflak ve Boğdan’da bazı kaleleri ele
geçirdiler. Ancak, bu sırada Fransa İmparatoru Napoleon karşısında zor durumda
kalmaları, barış istemelerine sebep oldu. Rusya’nın Eflak, Boğdan ve diğer
zaptettiği yerleri tahliye ederek çekilmesi şartıyla, 20 Ağustos 1807’de
mütareke imzalandı.
Dördüncü
Mustafa Han, Rusya ile yapılan mütarekeden sonra İstanbul’da asayişi
sağlayabilmek için harekete geçti. Bu sırada asiler işi çığırından çıkararak,
halkın mallarını yağmalamaya, yeniçeriler de her işe karışmaya başlamışlardı.
Mustafa Han, öncelikle asilerin bir kısmını çeşitli bahane ve vazifelerle
saraydan uzaklaştırdı. Ancak, zorbaları tamamen sindirebilmek için büyük bir
güce ihtiyacı vardı. Bunun için Alemdar Mustafa Paşa’nın İstanbul’a gelmesini
istedi. Kendisine sadık, 16 bin kişilik kuvvetle harekete geçen Alemdar,
öncelikle Boğaz nazırlığı yapmakta olan Kabakçı Mustafa’yı öldürttü.
Kabakçı’nın öldürülmesi, saray erkanı ve yeniçeriler arasında büyük telaşa sebep
oldu. Daha sonra İstanbul’a giren Alemdar, zorbaları ortadan kaldırmaya ve
fesatçıları sürmeye başladı. Bu sırada Alemdar’ın taraftarları Sultan Selim
Han’ı tekrar tahta çıkarmaları için tahrike başladılar. Onun bu niyetini sezen
Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa, kendisinden İstanbul’u terk etmesini istedi.
Alemdar Mustafa Paşa da bunun üzerine, 28 Temmuz günü on beş bin kişiden fazla
askeriyle Bab-ı aliyi bastı. Sadrazamdan mührünü aldı. Ancak, Üçüncü Selim’in
yeniden tahta çıkması halinde kendilerini öldürteceğinden korkan asiler ve bazı
devlet adamları, padişahtan Üçüncü Selim ve Şehzade Mahmut’un öldürülmeleri
için ferman çıkarttırdılar. Nitekim, zorla saraya giren Alemdar, Selim Han’ın
hançer darbeleriyle şehit edilmiş cesediyle karşılaştı. Hizmetkarlarının
yardımı ile hayatını kurtaran Şehzade Mahmut’u padişah ilan etti (28 Temmuz
1808). Mustafa Han ise, Topkapı Sarayına yerleştirildi.
Dördüncü
Mustafa Han, 14/15 Kasım gecesi meydana gelen Alemdar Mustafa Paşa Vakası
sırasında yeniçerilerin saraya saldırmaları ve kendisini tekrar başa geçirmeye
teşebbüs etmeleri üzerine, İkinci Mahmut Han taraftarlarınca öldürüldü (1808).
Mustafa
Han, zeki ve tedbirli olmasına rağmen Üçüncü Selim Han’ın tahttan indirilmesi
neticesinde tahta çıkarılmış olmasından dolayı, isyancıların elinde kaldı.
Yeniçerilerin tamamının zorba bir güruh haline gelmeleri sebebiyle, eşkıyayı
bertaraf edecek bir kuvveti yanında bulamadı. Bu sebeple, onların isteklerine
boyun eğmek zorunda kaldı. Daha sonra, asileri sindirmek üzere çağırdığı
Alemdar Mustafa Paşa’nın, Selim Han’ı tekrar tahta geçirme teşebbüsü, Mustafa
Han’ın aleyhte hareketine yol açtı. İkinci Mahmut Han’ın saltanatı döneminden
ve ıslahatlarından memnun olmayan bazı devlet adamları, yeniçerileri tahrik
etmek suretiyle kendilerine yakın gördükleri Dördüncü Mustafa’yı tekrar tahta
geçirmek üzere harekete geçtiler. Bu durum, neticede Mustafa Han’ın
öldürülmesine yol açtı. Mustafa Han’ın cenazesi merasimle kaldırılarak, Bahçe
Kapısında babası Birinci Abdülhamit’in türbesine defnedildi. Saltanat müddeti
bir sene iki ay olup, vefat ettiğinde otuz yaşında idi.
Mahmut Han II
Otuzuncu
Osmanlı sultanı ve İslam halifelerinin doksan beşincisidir. Osmanlı
sultanlarından Birinci Abdülhamit Han’ın, Nakş-i Dil Sultandan olan oğlu olup,
İstanbul’da 20 temmuz 1786 tarihinde doğdu. Şehzadeliğinde iyi bir eğitim ve
öğretim gördü. Yüksek din ve fen ilimlerini, devrin kıymetli alimlerinden
öğrendi. Amcası Üçüncü Selim Han, onun yetişmesine çok itina göstererek, modern
askeri ve teknik bilgileri ve devlet idaresini iyi bir şekilde öğrenmesini
sağladı. Selim Han tahttan indirildikten sonra da, yeğeni Mahmut’la sık sık
görüşerek, ona tavsiyelerde bulundu ve tahta çıktığı zaman dikkat etmesi
gereken hususları bildirdi. 28 Temmuz 1808’de Alemdar Mustafa Paşa’nın, Selim
Han’ı tekrar başa geçirmek üzere saraya girdiği sırada, sabık hakanın asiler
tarafından şehit edilmesi üzerine, Sultan Mahmut, Osmanlı tahtına çıktı.
İkinci
Mahmut Han, Alemdar Mustafa Paşa’yı, veziriazam tayin edip, Kabakçı isyanından
sonra ülkede pek çok hadise çıkaran zorbaları yola getirmekle vazifelendirdi.
Kabakçı Mustafa isyanında rol oynamış bulunan asiler cezalandırıldı. Fesat
çıkaranlar İstanbul dışında ikamete mecbur tutuldu. İstanbul’da otorite
sağlamaya çalışılırken, Rumeli ve Anadolu’nun birçok yerinde ve bilhassa Halep
ve Bağdat’ta valilerin çıkardığı karışıklıklar devam ediyordu. Cezayir’in
idaresini "dayılar" ele geçirmişti. Vehhabiler, Haremeyn’i
zaptederek, hutbelerden padişahın adını kaldırmışlardı. Bu kötü gidişe dur demek
isteyen Sultan Mahmut, Anadolu ve Rumeli valilerini İstanbul’a davet etti. Bu
valilerin yeni Sultan’a bağlılıklarını bildirmeleri istendi. Valiler İstanbul’a
gelip, Sultan Mahmut Han’a bağlılıklarını arz ettiler ve muhtemel asilere karşı
ittifak senedi imzaladılar. (Bkz. Sened-i İttifak)
Diğer
taraftan, isyanlar neticesinde iyice bozulan yeniçeri ocağını yola getirmek
için, talim ve terbiye usullerinin tekrar tatbik edilmesi istendiyse de,
yeniçeriler bu icraattan memnun olmadılar. 14 Ekim 1808’de Sekban-ı Cedid
adıyla modern bir ordu kurulmaya başlandı. Sekban-ı Cedid askeri, yeniçeriler
ve taraftarları tarafından Nizam-ı Cedid’in ihyası olarak kabul edildi.
Veziriazam Alemdar Mustafa Paşa’nın, devlet adamlarına ve askerlere karşı
tavizsiz icraatları, yeniçerileri harekete sevk etti. 14-15 Kasım gecesi
meydana gelen büyük isyan sırasında, Alemdar Mustafa Paşa öldürüldü. Mahmut
Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı.
İstanbul’daki
hadiselerin yatıştırılmasından sonra, diğer iç ve dış meselelerin halline
bakıldı. Arabistan’daki Vehhabiler, Osmanlı Devletine ve Ehl-i sünnet
Müslümanlara karşı, siyasi faaliyetlerden katliamlara varan tecavüzlerde
bulunuyorlardı. Bu arada Vehhabilerin reisi Sü’ud bin Abdülaziz, Hicaz’ı
istilaya teşebbüs etti. Hac mevsiminde hacıların yollarını kesip, Müslümanlara
işkenceleri ve İslam dinine olan hakaretleri, dayanılmaz bir hal aldığından,
Halife İkinci Mahmut Han, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’ya ferman gönderip,
Vehhabileri cezalandırmasını emretti. Mehmet Ali Paşa bir dizi harpten sonra
mübarek beldeleri Vehhabilerden temizledi. Zafer haberine çok sevinen Mahmut
Han, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’ya ihsanlarda bulundu.
Öte
yandan Balkanlarda, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletinin birlik ve
bütünlüğünü parçalamak gayesiyle yaptırdıkları bölücü ve yıkıcı faaliyetler çok
artmıştı. Sırplar, Bükreş Antlaşması ile (28 Mayıs 1812) muhtariyet
kazanmalarına rağmen rahat durmuyorlardı. Osmanlı Devletine ödeyecekleri
senelik vergiyi kestiler. Tam istiklal propagandaları ile kalelerdeki Osmanlı
askerlerine saldırmaya başladılar.
1813
yılında, Sırplıları yola getirmek için Hurşid Paşa seraskerliğinde sefer
açıldı. Hurşid Paşa, Belgrad’a gelip, asileri yola getirdi. Asi Sırp lideri
Kara Yorgi, esir düşmekten kurtulmak için, Avusturya’ya kaçtı. Belgrad ve
Semendire kaleleri Osmanlılara tabi oldu. Serasker Hurşid Paşa’nın umumi af
ilan etmesiyle, Sırpların silahları toplatıldı. Kara Yorgi’den sonra
Sırplıların başına Miloş Obrenoviç geçti. Osmanlı Devletine sadakatle hizmete
devam eden Miloş Obrenoviç, 1818’de Avusturya’dan dönen rakibi Kara Yorgi’yi
öldürdü. 1829 yılında Sırbistan’a muhtariyet verilmesine rağmen, yıllık vergi
vermeyi ve dış işlerinde Osmanlılara bağlılığını devam ettirdi.
Arnavutluk’ta
ise Tepedelenli Ali Paşa’nın nüfuzu sebebiyle Rumlar, Rusya’nın bütün teşvik ve
yardımlarına rağmen isyana cesaret edemiyorlardı. Ancak, Fenerli Rumlarla
eskiden beri sıkı münasebetlerde ve İngilizlerle gizli muhaberelerde bulunan
Halet Efendinin haince faaliyetleri ve özellikle Tepedelenli Ali Paşa’yı
bertaraf etmesi, Yunanlılara ayaklanma fırsatı verdi.
Etniki
Eterya ve Fener’deki Rum Patrikhanesinin hedef tayin ettiği isyan, 1820 yılında
başlatıldı. 12 Şubat 1821’de Mora Yarımadasına yayıldı. Rum asiler, komşuluk
hakkını dahi çiğneyerek, Müslüman ahaliye karşı katliamlara giriştiler. İsyan,
Atina, Teselya ve Adalara da yayıldı. Katliamlarda 1500 Müslüman şehit edildi.
Rus Çarının yaveri ve Etniki Eterya lideri Aleksandra İpsilanti, 6 Mart 1821’de
Eflak’ta isyan çıkardı. İsyan bastırıldı. İkinci Mahmut Han, asilere karşı
yerinde ve zamanında tedbir aldı. Bölge ahalisine silah dağıttırdı. Bölgede
isyanlarla alakası görülenler cezalandırıldı. İstanbul’daki Rum Patriği ve
birkaç metropolit, isyanla alakası görülerek asıldılar. Osmanlı Devletinin iç
durumu ve Avrupa devletlerinin asilere devamlı yardım ve müdahaleleri, isyanın
bütünüyle bastırılamamasına sebep oldu. Mora’daki isyan büyüyerek Adalara ve
Selanik’e kadar yayıldı. Bu durum üzerine Sultan Mahmut, Mısır valisi Mehmet
Ali Paşa’yı isyanı bastırmaya memur etti. Nitekim, Kavalalı Mehmet Ali
Paşa’nın, oğlu İbrahim Paşa kumandasında gönderdiği küçük, fakat disiplinli ve
modern ordu, isyanı kısa sürede bastırmaya muvaffak oldu (1825).
Yunan
isyanı sırasında yeniçeri ve sipahilerin daha fazla bozulduğunu gören Sultan
Mahmut Han, bu fesat yuvalarını ortadan kaldırmaya karar verdi. Yeniçerilerin
artan tecavüz ve zorbalıkları kamuoyunu da aleyhlerine çevirmişti. Padişah,
Yunan isyanının bastırılmasıyla kavuşulan sulh devresinde önce, orduyu ıslaha
girişti. Ancak askeri talim ve terbiyeye karşı çıkan yeniçeriler, isyan
manasında kazan kaldırdılar. Buna karşılık Sultan Mahmut Han da sadrazam,
şeyhülislam ve devlet erkanını toplayarak yeniçerilerin artık hıyanette
bulunduklarını, bu sebeple tedbir alınmasını belirtti. Alimler, din ve devletin
bekası için bu fesat yuvasının ortadan kaldırılması gerektiğini bildirdiler.
Şeyhülislamın fetvası ile sancak-ı şerif çıkarılarak, dinine ve padişahına
bağlı olanların onun altına gelmesi ve mücadeleye girişmesi istendi. Böylece
eşine ilk defa rastlanan bir olayla padişaha bağlı birlikler halkla
bütünleşerek fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan
kaldırdılar. İstanbul’da asi, ahlaksız, serseri temizliği yapılarak, yirmi
binden ziyadesi cezalandırıldı. Yeniçeri ocağının kaldırılması, hayırlı bir
hadise kabul edilerek "Vaka-i Hayriye" denildi. Kendilerini Bektaşi
kabul eden yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla, Hurufi olan sahte Bektaşi
tekkeleri kapatılıp, babaları başka yerlere gönderildi. Asakir-i Mansure-i
Muhammediyye adlı asker ocağı kurularak, devrin ihtiyaçlarına göre talim ve
terbiye edilmesi, silah verilmesi ve özel kıyafet giydirilmesi kararlaştırıldı.
Topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları ıslah edildi. Mekteb-i Bahriye açıldı. Eğitim
ve öğretimi en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar getirildi.
Osmanlı
Devletindeki bu süratli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini harekete
geçirdi. İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşid Paşa
gibi adamlarını yardım vadiyle kullanarak Rusya ile harbe sebebiyet
verdirdikleri gibi, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı da devletine karşı
kışkırttılar. Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın hakim olacağı bir devleti
tanıyacağını bildiren İngiliz ve Fransızlar, onun güçlü ve disiplinli
kuvvetlerini Osmanlılara karşı çevirmeyi başardılar. Mehmet Ali Paşa, oğlu
İbrahim Paşa kumandasında, daha ordusu bütünüyle yeniden teşekkül etmemiş
Osmanlı Devletinin Suriye eyaleti üzerine asker sevk etti. 1831-1832 yılındaki
muharebelerde, Mısır askeri, çokluğu ve intizamlı olması sebebi ile galip
gelince, Osmanlılar Rusya’dan yardım istediler. Bu durum, İngiltere ve
Fransa’yı telaşa düşürdü. Fransa’nın aracılığıyla 8 Nisan 1833 Kütahya
Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre, Mehmet Ali Paşa’ya Mısır valiliğine
ilaveten Suriye, oğlu İbrahim Paşa’ya da Adana eyaleti muhassıllık olarak
verildi. 8 Temmuz 1833’te Rusya ile savunma ve yardım esasına dayanan Hünkar
İskelesi Antlaşması imzalandı. 1839’da Mısır üzerine ordu sevk edildiyse de
neticesi gelmeden İkinci Mahmut Han, İstanbul’da vefat etti ve Çemberlitaş’daki
türbesine defnedildi.
Sultan
İkinci Mahmut Han, Osmanlı Devletinin ilerlemesini, teknik ve sanayide devrin
seviyesine ulaşılmasını isteyen tedbirli, gayretli bir padişahtı. Devrindeki
büyük hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Gayreti
sayesinde devlet, Avrupa tarzında sistemli orduya sahip oldu.
Avrupa’ya
askerlik ve yeni silahların kullanılmasını öğrenmek için, talebe gönderdi.
Askeri Tıbbiye ve Harbiye mekteplerini kurdu. Bu iki müessesenin eğitim ve
öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar ve mütehassıslar
getirdi. Askeri Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların öğrenci ihtiyacını
karşılamak için medrese ve mekteplere ilaveten sıbyan mekteplerinin üstünde
Rüşdiyeler (ortaokul), devlet memurlarının yetiştirilmesi için de Mekteb-i
Maarif-i Adli kuruldu. Ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak, çeşitli sahalarda
mütehassıs eleman yetiştirmek için Avrupa’ya çok sayıda öğrenci gönderildi.
Eğitim ve öğretim parasız olup, ilk tahsil mecburi hale getirildi. Açılan
okulların seviyesini yükseltmek için ve lüzumlu fen ve teknik kitapların
tercümesi için batı dillerinde tercüme bürosu kuruldu. Tekrar Avrupa
devletlerinin şehirlerine konsolos gönderilmeye başlandı. 1 Ekim 1831 tarihinde
Takvim-i Vekayi adlı gazete, Osmanlı Türkçesi ile ülke içinde çıkarılmaya
başlandı. Fransızcası da dış ülkelere gönderildi. Avrupa ülkelerine gönderilen
gazeteler ile Türkiye’nin propagandası yapılarak hadiseler ve ıslahatlar dünya
kamuoyunda değerlendirmeye tabi tutuldu. Avrupa basınında, Türkiye ve Sultan
Mahmut Hakkında neşredilen yayınlar takip edildi.
İkinci
Mahmut Han, hükümet teşkilatı usulleri, kıyafet nizamında yenilikler yaptı.
Osmanlı Devlet teşkilatındaki önceki müesseselerin yerine, Sadrazama Baş Vekil
(Başbakan); Defterdara Maliye Nazırı (Maliye Bakanı); Reisü’l-küttaba Hariciye
Nazırı (Dışişleri Bakanı); Sadrazam Kethüdasına Dahiliye Nazırı (İçişleri
Bakanı) denilmeye başlanıldı. Osmanlı Devletinde büyük bir yekun tutan vakıflar
için Evkaf Nezareti kuruldu. Hükümet ve ahalinin önemli meselelerinin
görüşüldüğü Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye; askeri işlerin görülüp,
kararlaştırıldığı Dar-ı Şura-yı Askeri müessesesi kuruldu. Memurlar iç ve dış
işlerde olmak üzere ikiye ayrılıp, maaşları, rütbe ve derecelerine göre
bağlanarak, verilmeye başlanıldı. 1827’de Osmanlı Tıp Fakültesi kuruldu.
1838’de Karantina usulünü vücuda getirdi. Posta müessesesini kurdu. Posta
yollarının kurulmasına çalıştı. Üsküdar’dan İzmit’e kadar bir posta yolu
yaptırdı. 1831 yılında kısmi nüfus sayımı yapıldı. Arabistan’dan asker
alınmadığı için sayımdan hariç tutuldu. Nüfus sayımında insan ve servet durumu
ölçülmüş oldu. Dört milyon Hıristiyana karşılık sekiz milyon Müslüman ahalinin
sayımı yapıldı. Bölgelerdeki Hıristiyanların sayısı, devlete verilen cizye
miktarını da ortaya çıkarmış oldu.
İkinci
Mahmut Han’ın ilmi fazla olup, dini, fenni, teknik, askeri, idari ve sanat
sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zeki, çalışkan
olup, gayret ve azim sahibiydi. Şairdi. Adli mahlasıyla şiir yazardı. İlim,
sanat adamlarına ve eserlerine çok alaka gösterirdi. Onlara kıymet verip,
himaye ederdi.
Ülkenin
imarına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmut
Han, pek çok eser yaptırdı. Bayezid Yangın Kulesini; Unkapanı ile Azapkapı
arasındaki şimdi Unkapanı Köprüsü denilen Mahmutiye Köprüsünü; Beylerbeyi ve
Çırağan saraylarını; Tophane’de Nusratiye, Bahçekapı’da Hidayet, Üsküdar’da
Adliye, Arnavutköy sahilinde Tevfikiye camilerini yaptırdı. Hazret-i Halid’in
türbesini mükemmel tamir ettirip, iyi bir hattat olduğundan sandukası puşidesi
üzerindeki yazıyı kendi el yazıları ile yazdı. Tophane’de Kadiri Camii ve
tekkesini tamir ettirdi.
İkinci
Mahmut Han, 1820 senesinde Hücre-i saadete hediye ettiği şamdanla birlikte
gönderdiği aşağıdaki yazı, Osmanlı Sultanlarının Resulullah’a olan hürmet ve
muhabbetlerinin bir vesikasıdır:
Şamdan
ihdaya eyledim cüret ya Resulallah!
Muradım
der-i ulyaya hizmet, ya Resulallah!
Değildir
ravdaya şayeste, destaviz-i naçizim,
Kabulünle
kıl ihsan u inayet, ya Resulallah!
Kimim
var hazretinden gayrı, halim eyleyem i’lam,
Cenabındandır
ihsan u mürüvvet, ya Resulallah!
Dahilek,
el-eman, sad el-eman, dergahına düşdüm,
Terahhüm
kıl, bana eyle şefa’at ya Resulallah!
Dü-alemde
kıl istishab bu Han Mahmut-i Adliyi,
Senindir
evvel ü ahırda devlet ya Resulallah!
Mısır,
Yanya ve Mora gibi vilayetlerin isyanı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları, yok
edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında Sultan Mahmut Han, Mekke
ve Medine’yi ancak tamir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecid Han,
bunları tezyin için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder