1.
METALLERİN KOROZYONU
Metallerin hemen
hemen hepsi doğada bileşik halinde bulunurlar. Bu bileşiklerden ilave malzeme,
enerji, emek ve bilgi kullanmak suretiyle metal veya alaşım üretilir. Üretilen
metal ve alaşımların ise tekrar kararlı durumları olan bileşik haline dönme
eğilimleri yüksektir. Bu nedenle, metaller içinde bulundukları ortamın
elemanları ile reaksiyona girerek önce iyonik duruma, sonra da ortamdaki başka
elementlerle birleşerek bileşik haline dönmeye çalışırlar. Böylece, kimyasal
değişime veya bozunuma uğrarlar. Sonuçta, metallerin fiziksel, kimyasal,
mekanik ve elektriksel özelliklerinde istenmeyen bazı değişiklikler meydana
gelir ve bu değişiklikler bazı zararlara yol açar. Hem metal malzemelerin
bozunma reaksiyonuna, hem de bu reaksiyonun neden olduğu zarara korozyon adı
verilir. Genel anlamda ise; ortamın kimyasal ve elektrokimyasal etkilerinden
dolayı metalik malzemelerde meydana gelen hasara korozyon denir.
Korozyon, esasında
metalik malzemelerin içinde bulundukları ortamla reaksiyona girmeleri
sonucunda, dışarıdan enerji vermeye gerek olmadan, doğal olarak meydana gelir.
İçinde su bulunan ortamlarda meydana gelen korozyona "sulu ortam
korozyonu" denilir. Atmosferde, toprak altında, su içinde veya her türlü
sulu kimyasal madde içerisinde meydana gelen korozyon buna örnek olarak
gösterilebilir. Yüksek sıcaklıklarda gaz ortamlarında metalik malzemelerde
meydana gelen korozyona ise "kuru veya yüksek sıcaklık korozyonu"
denir. Kazanların alevle veya sıcak gazlarla temas eden bölgelerinde meydana
gelen korozyon da bu tip korozyona örnek olarak verilebilir.
Korozyon büyük
zararlara yol açarak önemli israf kaynaklarından birini oluşturur. Korozyon
nedeniyle meydana gelen malzeme, enerji ve emek kaybının yıllık değeri,
ülkelerin gayri safi milli gelirlerinin (GSMG) yaklaşık % 5' i düzeyindedir. Bu
değer ciddi bir ekonomik kayıp demektir. Korozyon, metalik malzeme kullanılan
her alanda meydana gelen doğal bir olaydır. Korozyon maddi kayıplardan başka,
çevre kirliliğine de yol açar. Bu nedenle, korozyon ve korozyonu önleme
ilkelerinin metal malzeme kullanan her kesim ve özellikle teknik elemanlar
tarafından bilinerek uygulanmasında büyük yararlar vardır. Korozyonu önleme
yöntemlerini doğru uygulamak suretiyle korozyon kayıpları %20 ile 40 arasında azaltılabilir.
1.2.
Korozyon Hücresi
Yalnız sulu
ortamdaki metallerin yüzeyinde değil, atmosfere maruz kalan veya toprak altında
bulunan metallerin yüzeyinde de her zaman su veya değişik kalınlıkta su filmi
bulunur. Hava ve onun bir bileşeni olan oksijen gazı, atmosferle temas eden her
çeşit su içerisinde belirli oranlarda çözünür. Su içinde çözünen oksijen gazı
metal yüzeyinde redüklenerek, yani elektron alarak iyonik hale dönmeye
meyleder. Eğer redüksiyon için gerekli elektronlar metal tarafından sağlanırsa,
elektronlarını oksijene vererek oksitlenen metalin atomları sulu iyon, haline
geçer ve böylece metal kimyasal değişime uğrar.
Sulu ortamlarda
elektron verme (oksidasyon) ve elektron alma (redüksiyon) şeklinde meydana
gelen reaksiyonlara "elektrokimyasal reaksiyonlar" denilir. Su
içinde, atmosferde ve toprak altında
meydana gelen bütün korozyon reaksiyonları elektrokimyasal reaksiyonlardır.
Korozyon olayı Şekil 1'de görülen korozyon hücresi yardımıyla daha iyi
açıklanabilir. Korozyonun meydana gelebilmesi için, korozyon hücresi çevriminin
kesintisiz çalışması gerekir. Yani anotdaki kimyasal değişim sonucunda meydana
gelen metal iyonlarının çözeltiye geçmesi sırasında açığa çıkan elektronlar,
elektronik iletken vasıtasıyla katoda taşınırlar. Metallerde elektron hareketi
ile elektrik akımının yönü birbirine terstir. Akım, birim zamanda hareket eden
elektronların bir ölçüsü olduğu için aynı zamanda anotda meydana gelen kimyasal
değişimin de miktarını gösterir. Katot yüzeyinde harcanan elektronlar,
oksijenin (O2) hidroksil (OH) iyonu haline dönüşmesine neden olur.
iyonların sulu çözelti içerisindeki hareketi sayesinde anot ile katot arasında
elektrik akımı meydana gelir. Pozitif yüklü iyonlar katoda, negatif yüklü
iyonlarda anada giderler. Böylece, hücre çevrimi tamamlanmış olur.
korozyon
hücresinden geçen akıma "korozyon akımı" denir. Korozyon hücresinde
anot reaksiyonunun, yani korozyon hızı ile katot reaksiyonunun hızı birbirine
eşittir. Sulu ortamda redüklenecek, yani elektron harcayacak madde yoksa
korozyon da meydana gelmez. çünkü anotda açığa çıkan elektronlar harcanamaz.
Başka bir deyişle; kotodik olay yoksa, anodik reaksiyon yani korozyon da olmaz.
Ayrıca;
a) Anot ile katot
bölgeleri arasında elektronik bağın olmaması, yani elektronların taşınamaması,
b) Anot ile çözelti
veya katot ile çözelti arasındaki temasın engellenmesi veya
c) Sistemde sulu iletkenin
bulunmaması durumlarında da korozyon meydana gelmez.
Korozyon hızı veya
metalin çözünmesi, karşıt reaksiyonun yani redüksiyon reaksiyonunun hızı ile orantılıdır.
Çözelti içinde redüklenecek madde miktarı düşük ise korozyon hızının artma
tehlikesi yoktur. Örneğin; deniz suyunda metallerde meydana gelen korozyon
çözünmüş oksijen oranı ile orantılıdır, dolayısıyla deniz suyundaki korozyon
hızı metalin cinsine göre pek fazla değişmez.
Korozyona neden
olan en önemli katodik etken, sulu ortamda çözünmüş oksijen gazının
redüksiyonudur. Bunu hidrojen iyonunun redüksiyonu izler. Asit ortamlarındaki hidrojen
iyonu oranı, çözünmüş oksijen iyonu oranından çok daha fazladır. Bu nedenle asidik
çözeltilerdeki hidrojen iyonu redüksiyonu önemli bir katodik olaydır. Ayrıca, sulu
çözeltilerde redüklenebilen diğer iyonlar da katodik reaksiyona neden
olabilirler.
Korozyon olayında
çözünmenin meydana geldiği bölge (anot) ile redüksiyonun meydana geldiği bölge
(katot) birbirinden ayrı ise metalin yalnız anot bölgesi çözünür. Bu durumda
bölgesel veya tercihi korozyon meydana gelir. Bu tür korozyonun meydana geldiği
korozyon hücresine makrokorozyon hücresi denir. Uygulamada karşılaşılan
korozyon hücrelerinin büyük bir kısmı makrokorozyon hücresi, korozyonun şekli
de bölgesel korozyondur.
Bazı durumlarda,
metal yüzeyinde atom boyutundaki bir nokta, anot veya katot olarak
davranabilir. Sonuçta, metalin yüzeyi homojen olarak çözünür. Herhangi bir
zamanda anot-katot ve diğer elemanlardan oluşan korozyon hücresi
tanımlanabilir. Bu tip korozyonun meydana geldiği korozyon hücresine
mikrokorozyon hücresi denir.
Örneğin; çinko,
asit çözeltisinde bu şekilde homojen olarak çözünür. Katot reaksiyonu; hidrojen
iyonunun redüklenmesi ve hidrojen gazının çıkışı (2H+ + 2e→ H2)
şeklinde meydana gelir.
1.3.
Korozyonun Meydana Gelişi
Korozyon birbiri
ile elektriksel ve elektrolitik teması olan ve aralarında potansiyel farkı
oluşan iki metalik bölge veya nokta arasında meydana gelir. Bu bölge veya
noktalardan potansiyel bakımından daha asil olanın yüzeyinde katodik reaksiyon
meydana gelir, daha aktif olan diğer bölge veya nokta ise çözünür. Potansiyel
farkının oluşum nedenleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
a) Metal veya
alaşımın yapısal, kimyasal, mekanik veya ısıl farklılıklar gösteren bölgeleri
arasında potansiyel farkı oluşabilir.
b) Farklı iki
metal veya alaşımın birbirine temas etmesi nedeniyle potansiyel farkı
oluşabilir.
c) Ortamın katodik
olarak redüklenebilen bileşenlerinin, metalin değişik bölgelerinde farklı
oranlarda bulunması potansiyel farkı oluşturabilir.
Şimdi demirde
korozyonun meydana gelişini açıklamaya çalışalım. Sıradan bir demir parçası
hidroklorik asit (HCl) çözeltisi içerisine daldırıldığında hidrojen
kabarcıklarının oluştuğu görülür. Demirde bulunan enklüzyonlar, yüzey
pürüzlülüğü, yerel gerilmeler, tane yönlenmesi veya ortamda meydana gelen
değişimler nedeniyle demir parçasının yüzeyinde çok sayıda anot ve katot
bölgeleri oluşur. Bu durum, Şekil 2'de şematik olarak gösterilmektedir. Anot
bölgesindeki pozitif yüklü demir atomları parçanın yüzeyinden ayrılarak pozitif
iyonlar halinde sıvı çözeltiye geçerken, negatif yüklü elektronlar metal
(demir) içinde kalırlar. Söz konusu elektronlar, çözeltiden metal yüzeyine
ulaşan pozitif hidrojen iyonlarını karşılayarak, onları nötürleştirirler. Nötr
hale gelen bazı atomların bir araya gelmeleri sonucunda hidrojen gazı oluşur.
Bu işlem devam ettikçe, demir anot bölgesinde oksitlenir ve korozyona uğrar.
Parçanın katot olan bölgeleri ise hidrojenle kaplanır. Çözünen metal miktarı,
uygulanan gerilim ile metalin direncine bağlı olan hareketli elektron sayısı
veya akım şiddeti ile doğru orantılıdır.
Korozyonun devam
edebilmesi için anot ve katotdaki korozyon ürünlerinin giderilmesi gerekir.
Bazı durumlarda, hidrojen gazı katotda çok yavaş birikir ve metal yüzeyinde
oluşan hidrojen tabakası korozyon reaksiyonunu yavaşlatır. Katodik polorizasyon
olarak bilinen bu olay Şekil 3'de şematik olarak gösterilmiştir. Bununla
birlikte; elektrolitte çözünen oksijen, metal yüzeyinde biriken hidrojenle
tepkimeye girerek su oluşturur ve böylece korozyonun devam etmesi sağlanır.
Demir ve su için film giderme hızı katoda temas eden suda ç6zünmüş oksijenin
etkin konsantrasyonuna bağlıdır. Sözü edilen etkin konsantrasyon değeri;
havalandırma derecesi, hareket miktarı, sıcaklık ve çözünmüş tuzların bu1unup
bulunmaması gibi etkenlere bağlıdır.
Anot ve katotda meydana gelen
reaksiyon ürünlerinin zaman zaman karşılaşıp, yeni reaksiyonlara girmeleri
sonucunda gözle görülebilir pek çok korozyon ürünü oluşabilir. Örneğin; su
içerisindeki demirde katodik reaksiyon sonucunda oluşan hidroksil iyonları
elektrolit içerisinde anoda doğru hareket ederken, ters yönde hareket eden demir
iyonlarıyla karşılaşırlar. Bu iyonlar birleşerek demir (II) hidroksit [Fe(OH)2]
oluştururlar, Şekil 4. Oluşan demir (II) hidroksit hemen çözelti içerisindeki
oksijenle birleşerek, demir pası olarak adlandırılan demir (III) hidroksit
oluşturur. Bu pas; çözeltinin alkalitesine, oksijen oranına ve karıştırılmasına
göre ya demir yüzeyinden uzakta, ya da korozyonun daha da ilerlemesini
önleyecek uzaklıktaki bir konumda oluşur.
Demirin
korozyonunda, hücre reaksiyonunu oluşturan anodik ve katodik reaksiyonlar aşağıdaki
gibi yazılabilir.
Fe → Fe2+ + 4e- :
Anodik reaksiyon
O2 + 2H2
0 + 4e- → 4OH- : Katodik
reaksiyon
O=2 + 2 Fe + 2H2
O → 2Fe2+ + 4OH- :
Hücre reaksiyonu
Hücre
reaksiyonunun sol tarafında yer alan bileşenlerin enerjisi veya serbest enerjileri
toplamı (∆Gsol), sağ tarafındakilerin enerjisinden (∆Gsağ)
fazla ise reaksiyon soldan sağa kendiliğinden gelişir ve sonuçta demir
çözünerek, oksijen redüklenir. Bu olay, suyun yüksekten alçağa veya ısının
sıcaktan soğuğa doğru doğal akışına benzer biçimde meydana gelir.
Hücre
reaksiyonunun iki tarafı arasındaki enerji farkı korozyon hücresinin enerjisini
verir ve bu enerjinin değeri negatiftir. Bu durum, aşağıda formül yardımıyla gösterilebilir.
∆Gkor =
∆Gsağ - ∆Gsol (∆Gsol > ∆Gsağ)
Enerji farkı (∆Ehücre);
Bu bağıntıdaki n
korozyon hücresinde alınıp verilen elektron sayısını gösterir, F ise Faraday
sabitidir.
Korozyon hücresine
ait enerjinin veya hücre potansiyelinin bir kısmı anodik reaksiyonun, bir kısmı
katodik reaksiyonun belirli bir hızla gelişmesi için, bir bölümü de sistemin
direncini yenmek için harcanır. Sistemin direnci ne kadar yüksek ise harcanacak
enerji de o kadar fazla olur ve toplam enerjiden anodik ve katodik
reaksiyonlara harcanan pay da azalır, yani korozyon yavaşlar. Korozyon hızının
bu şekilde azaltılması, uygulamada yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.
Anodik ve katodik
reaksiyonların enerji ve gerilim farkları da benzer şekilde hesaplanabilir.
Redüksiyon olarak yazılan reaksiyonların hesap yöntemiyle bulunan potansiyel
farkları en yüksek pozitiften (en asil) en düşük negatife (en aktif) doğru
sıralanarak metallerin "elektromotif kuvvet serisi" elde edilir. Bu
seride, hidrojen iyonunun redüksiyon potansiyeli sıfır kabul edilir. Metallerin
elektromotif kuvvet serisi Tablo 1'de verilmektedir.

Söz konusu seride
artı (+) yönde veya asil olan bir metalin ile eksi (-) yönde yani bunun üstünde
yer alan başka bir metalle temas etmesi durumunda, (+) yöndeki metalin
yüzeyinde redüksiyon reaksiyonu meydana gelir ve (-) yöndeki metal ise
korozyona uğrar. Ancak, teorik olarak mümkün olan bu olay pratikte meydana
gelmeyebilir. Bu nedenle metallerin hesapla bulunan teorik potansiyelleri
yerine kullanıldıkları ortamda, örneğin deniz suyunda veya toprak altında
ölçülerek bulunan potansiyelleri sıralamaya tabi tutulur. Bu şekilde elde
edilen seri ye "galvanik seri" adı verilir. Bu seriler uygulamadaki
korozyon tahminlerinde daha gerçekçi sonuçlar verir. Tablo 2'de deniz suyu ve
toprak altında yapılan ölçümlerle elde edilmiş iki galvanik seri verilmektedir.
Tablo 2. Galvanik Seri
A-Deniz Suyunda B-
Toprak Altında
(-) Aktif : Magnezyum ( -) Aktif :
Magnezyum
: Çinko :
Çinko
: Alüminyum :
Alüminyum
: Kadmiyum :
Temiz yumuşak çelik
: Duralümin :
Paslı yumuşak çelik
: Dökme demir : Dökme demir
: Yüksek nikelli
dökme demir : Kurşun
: 18/8 Paslanmaz
çelik (aktif) :
Yumuşak çelik (betonda)
: Kurşun-kalay
lehimleri : Bakır,
pirinç ve bronzlar
: Kurşun :
Yüksek silisli dökme demir
: Kalay :
Karbon, kok, grafit
: Nikel (aktif) (+) Asil
: Prinçler
: Bakır
: Bronzlar
: Gümüş lehimi
: Nikel (pasif)
: 18/8 Paslanmaz
çelik
: Gümüş
: Titanyum
: Grafit
: Altın
: Platin
(+) Asil
Not: Deniz suyunun
pH değeri 8,1 - 8,3, toprağın pH değeri ise 5 - 8 arasında yer almaktadır.
3. KOROZYONUN ÖNLENMESİ
Korozyonu önlemek
veya korozyondan korunmak için bir çok yöntem geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden
bazıları;
a) saf metal
kullanımı,
b) alaşım elementi
katma,
c) ısıl işlem,
d) uygun tasarım,
e) katodik koruma,
f) korozyon
önleyicisi (inhibitör) kullanımı ve
g) yüzey kaplama
şeklinde sıralanabilir.
Söz konusu
yöntemler aşağıda, kısaca açıklanmaktadır.

Şekil 7. Pirinç malzemede
meydana gelen gerilmeli korozyon çatlağının görünümü
3.1.
Saf Metal Kullanımı
Çoğu uygulamalarda
saf metal kullanılarak, homojen olmayan kısımlar en aza indirilir ve böylece
çukurcuk (pitting) korozyonu büyük ölçüde engellenir. Dolayısıyla parçanın veya
elemanın korozyona karşı direnci artırılır.
3.2.
Alaşım Elementi Katma
Alaşım elementi
katmak suretiyle bazı metallerin korozyon direnci artırılabilir. Örneğin,
ostenitik paslanmaz çelikler 880 ile 1380 0C arasındaki
sıcaklıklardan soğutulduğunda tane sınırlarında krom karbürler çökelir. Bu
çökelme, çeliği taneler arası korozyona duyarlı hale getirir. Bu tür korozyonu
önlemek için ya karbon oranını düşürmek, ya da karbürleri daha kararlı bir
şekle dönüştürmek gerekir. Karbürleri daha kararlı bir duruma dönüştürmek için
çeliğe titanyum ve kolombiyum katılır. Karbona karşı ilgileri yüksek olan bu
elementler, yüksek sıcaklıkta ostenit fazı içinde çözünmeyen daha kararlı
karbürler oluştururlar. Bunun sonucunda, krom ile birleşmesi için çok az karbon
kalır ve çelik stabilize edilmiş olur. Bazı alaşım elementleri malzemenin
yüzeyinde gözeneksiz oksit filmleri oluşturarak veya oluşmasına yardım ederek
malzemenin korozyon direncini arttırırlar. Örneğin; bakır alaşımlarına katılan
mangan ve alüminyum, paslanmaz çeliğe katılan molibden ve alüminyuma katılan
magnezyum bu malzemelerin korozyon dirençlerini artırır.
3.3.
Isıl İşlem
Döküm parçalarının
çoğunda segregasyon meydana gelir. Bu parçalara homojenizasyon, çözündürme veya
stabilizasyon gibi ısıl işlemler uygulamak suretiyle iç yapıları homojen hale
getirilir ve böylece korozyon dirençleri artırılır. Gerilmeli korozyona duyarlı
olan metal ve alaşımların korozyon dirençlerini artırmak için de soğuk
şekillendirmeden sonra gerilme giderme işlemleri yaygın olarak uygulanır.
3.4.
Uygun Tasarım
Parçanın korozyon
ortamıyla temasını en aza indirmek için uygun tasarım yapılmalıdır.
Elektromotif seride birbirine uzak olan elementler arasında temastan kaçınılmalıdır.
Eğer bu başarılamazsa, galvanik korozyonu önlemek için plastik veya kauçuk
kullanılarak metal malzemelerin teması önlenmelidir. şekil 8 a'da benzer olmayan
metallerin birleşmesi durumunda oluşan iki galvanik korozyon olayı görülmektedir.
Alüminyum, çeliğe göre daha anot olduğundan çelik levhaları birleştirmek için
kullanılan alüminyum perçinlerin korozyona uğramaları beklenebilir.
Eğer alüminyum
levhaları birleştirmek için çelik perçinler kullanılırsa, alüminyum levhada
oluşan galvanik korozyon perçinlerin gevşemesine veya işlevini yapamaz hale gelmesine
neden olabilir. Metal levhalarla perçin ve cıvatanın temas ta olduğu bölgeyi, yumuşak
ve yalıtkan bir malzeme ile ayırarak teması önlemek veya temas eden yüzeylere
önce çinko kromat daha sonra alüminyum boya sürmek suretiyle bu tür korozyon
önlenebilir. Cıvata gibi birleştiricilerin temas noktaları plastik veya metal olmayan
manşon (bilezik), pul ve sızdırmazlık rondelaları gibi parçalar ile
yalıtılabilir.
Katodik koruma
normal olarak, elektriksel temas durumunda korozyona uğrayan metalin galvanik
seride kendisinden daha yukarıda yer alan metal ile birleştirilmesi sonucunda
sağlanır. Katodik korumada, korozyondan korunmak istenen metal katot yapılarak
galvanik bir pil oluşturulur. Bu tür koruma sağlamak için, genelde çinko ve
magnezyum kullanılır. Bazı durumlarda bir gerilim kaynağı aracılığı ile
koruyucu akım elde edilir. Bu durumda anot karbon, grafit veya platin gibi
koruyucu malzemelerden oluşur. Yer altındaki borular, gemi gövdeleri ve buhar
kazanları gibi yapılar bu yöntemle korunurlar. Yer altındaki boruların
korunması için anotlar borudan 2,4-3,0 m uzağa gömülür. Anotların her biri
kollektör kabloya bağlanır ve bu da boru hattına lehimlenir. Akım anotdan
toprağa gönderilerek, boru hattında toplanır ve kollektör kablo vasıtasıyla
anoda geri döner.
Gemilerin katodik
yöntemle korunması için dümen veya pervane bölgesinde tekneye çinko ve
magnezyum anotlar bağlanır. Ev ve endüstriyel su ısıtıcılarında ve yüksek su
tanklarında katodik koruma için yaygın olarak magnezyum anotları kullanılır.
3.6.
Korozyon Önleyicisi (İnhibitör) Kullanımı
Korozyon
önleyicileri, korozif etkiyi azaltmak veya önlemek için korozyon ortamına
katılan maddelerdir. Bu maddeler çoğu durumlarda metal yüzeyinde koruyucu bir
tabaka oluşturarak korozyonu önlerler. Otomobil radyatörlerinde kullanılan
antifiriz karışımının içine veya ısıtma sisteminde kullanılan suyun içerisine
inhibitör katılır. Örneğin; korozyon ortamına oksit yapıcı maddeler katılarak
alüminyum, krom ve mangan gibi metallerin yüzeylerinde oksit filmleri
oluşturulur ve böylece bu metallerin korozyondan korunması sağlanır.
3.7.
Yüzey Kaplama
Yüzey kaplamaları;
metal kaplamalar ve metal olmayan kaplamalar olmak üzere iki gruba ayrılabilir.
3.7.1.
Metal Kaplamalar
Metal kaplamalar
sıcak daldırma, elektrokaplama, difüzyon ve mekanik kaplama gibi yöntemlerle
yapılır. Pratikte korozyona karşı en çok çinko ya da alüminyum kaplama
kullanılır. Sıvı metale daldırma yöntemi, esas olarak çeliğin çinko, kalay, kadmiyum,
alüminyum veya kurşun ile kaplanması için uygulanır ve bu yöntemin çok geniş
uygulama alanı vardır.
Galvanizasyon
olarak bilinen çinko kaplama, daha çok çelik malzemelere uygulanır. Atmosfere
açık ortamda kullanılan çatı malzemeleri, levhalar, tel ve tel ürünleri, çelik
sacdan üretilen malzemeler, borular, buhar kazanları ve yapı çelikleri genelde
çinko kaplanır. Çeliğin ısıya ve korozyona karşı dayanımını artırmak için de alüminyum
kaplama kullanılır. Çinko kaplama yerine bazen kadmiyum kaplama kullanılır,
ancak bu kaplama atmosfere açık ortamlarda çinko kaplama kadar iyi sonuç vermez.
Bazı makine parçalarının veya çeşitli aletlerin korozyon ve aşınma dirençlerini
artırmak ve görünümünü iyileştirmek için de krom kaplama yapılır. Krom kaplama
daha çok otomobil parçalarına, su tesisatlarına, metal eşyalara ve çeşitli
aletlere uygulanır. Nikel kaplamalar esas olarak krom, gümüş, altın ve rodyum
kaplamaların altında bir tabaka olarak kullanılır. Nikel korozyona karşı
dayanıklıdır, ancak atmosferden etkilenerek matlaşır. Bakır kaplama, özellikle
çinko esaslı dökümlerde, nikel ve krom kaplamaların altında kullanılır.
3.7.2.
Metal Olmayan Kaplamalar
Boya ve organik
maddeler içeren metal olmayan diğer kaplamalar, esas olarak parça yüzeylerinin
korunması ve görünümlerinin iyileştirilmesi için kullanılır. Boya, malzeme
yüzeyinde koruyucu bir film oluşturur ve bu film çatlamadığı veya soyulmadığı
sürece metal malzemeyi korozyondan korur.
Metal malzemelerin
içerisinde bulundukları ortamla reaksiyona girmeleri sonucunda da yüzeylerinde
toz veya oksit filmi oluşur. Bu tür filmler de koruyucu kaplama görevi
yaparlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder